ANA SAYFA

Düşünce Atölyesindeki Diğer Yazılar
   
   
   
   
   
   
   
 
     
   
     
   
   
   
   
   
   

 

 

 

                              

            BU YAZIYI OKUMASANIZ DA OLUR

 

           Unutmuşlardı…

 

           Kitap okumasalar da olurdu. Paralarının olmadığından değil, almıyorlardı işte, bahaneler uyduruyorlardı. Buna da gerek yoktu, uydurmayanlar da almıyorlardı nasıl olsa… Kitap okumaya çok gereksinim duymuyorlardı. Çünkü onların hayatı romandı. Herkes kendi romanının gerçeğini yaşıyor ve okunmayı bekliyordu. Ama başkalarının romanını okumayan birinin romanını da başkasının okumasını beklemek saflıktan başka bir şey değil miydi?

           

           Ne gerek vardı?

 

           Ne gerek vardı okumaya? Çoktan utulmuş bir eylem haline gelmişti çoğumuz için okumak. Ancak çocuklarımızın okuyup da büyük adam olmasını bekliyorduk. Bizim kitap okumamıza pek gerek yoktu. Yeterince okumuştuk zaten gençliğimizde… Hem de kalın ders kitaplarının altını çize çize, satırları fosforlaya fosforlaya bitirmiştik okullarımızı. Şimdi kendi küçük dünyamızda mutsuzluğun antrenmanını yaparken çocuklarımızın büyük adamlar olmasını istiyorduk.

 

           Çocuklarımızda okumaya başladı.

 

           Henüz okula gitmeyen çocuklarımızda okumaya başladılar. Televizyon ve anaokulları çocuklarımı bilgiç yapıverdi. Ev gezmelerinde müthiş hoşumuza gider oldu okudukları şiir, en kral bir televizyon programından ezberledikleri şarkıları sunmaları. Pek de isteyerek dinlediğimizi söyleyemeyeceğimiz, hem ne kadar ikiye çıksa da evdeki televizyonlarımız, mecburen iki ayrı istemediğimiz müziği dinlemeye talim ediyoruz. Evdeki vitrinlerimizde çok güzel bir dekor oluşturması amacıyla aldığımız ansiklopedileri beş-altı yaşındaki çocuklarımız okumaya başladılar bile. Çıplak erkek ve kadın vücudunun resmedildiği bu “aile” ansiklopedilerinin sayfaları çocuklarımız tarafından keşfediliyor. Ve büyük kardeşe organların neler olduğu tekrarlanıp gülünüyor. Elbetteki bu araştırmacı bebeklik de ilgi ile izleniyor.

 

            Bizim oğlanın pipisi var.

 

            Peki pipisi olmayıp ta nesi olacaktı? Çok hoşumuza gidiyor oğlumuzun pipisi. Kızlarımızın nedense pipileri hiç olmuyor. Fıkralarımızla, şakalaşmalarımızla hoşumuza gidiyor erkek çocuklarımızın sahip olduklarını konuşmak.

 

            Gezmeyin efendim!

 

            Ellibin liraya bir ay boyunca şehrimizdeki sanatsal ve kültürel faaliyetlerin tanıtıldığı şehir kültür haritaları çıkıyor. Satın almayın efendim! Sigara alın, onun üç katını ödeyerek, afiyetle zehirlenin… ay boyunca ücretsiz birçok etkinlik var gidebileceğiniz. Niye rahatınızı bozacaksınız ki? Oturun evinizde pijamalarınızla, geçin televizyonunuzun karşısına reklamları izleyin efendim. Hem yol parasından da kurtulmuş olursunuz. Umurunuzda olmasın eloğlunun sizler için konserler, seminerler, dinletiler, sergiler düzenlediği. Sinema ve tiyatro koltukları bomboş dursun. “Sanatsız kalmış bir ulusun…” geçin efendim, sizin önemli problemleriniz var. Bale, senfoni orkestrası, hobi grupları, fotoğraf sanatçıları, dağcılar… sizin ne işiniz var canım? Oturun oturduğunuz yerde, yağlı güreş seyredin siz. Size en çok o yaraşır. Sevişmeyi de güreşe çevirin. Sanatçı gibi bir beyin oyunu şeklinde oynamak varken, insanlar arasındaki en güzel sporu yağlanın da siz öyle oynayın efendiler.

           

            Yazmayın siz de canım!

 

            En son ne zaman okumuştunuz hanım ablacığım? En son ne zaman şiir karalamıştınız gizli defterinize sayın abicim!

Alın kalemi elinize… Sayısal lotoda altı tutturmak için var gücümüzle çalışmamız gerektiğini, ülkenin istikbalinin çok para kazanmamızda olduğunu nasıl olsa öğrendiniz. Alın kalemi elinize karalayın… Birbirimizi kazıklamanın kılıflarını şeyettirin kağıda. Ferhan abimi severimde dilimiz şeyoluyor affedersiniz.

 

             Bir daha alın kalemi elinize…

 

             Kağıt almayı, boş kağıt yada boş bir defter almayı unutmadan sayın abicim. Yazmaya başlayın. İlk gün hiç bir şey yazamayacaksınız belki de. Olsun tarihi yazarsınız siz de ileride meşhur biri olduğunuzda o yazılmamış satırlardaki derinliği nasıl olsa keşfedecek birileri bulunacaktır.

 

             Şiir yazıyorsanız bu arada sayın bayanlar…

 

             Şiir yazıyorsanız sayın bayanlar, kontrol için lütfen erkeklere göstermeyin. Onlar taraflı olarak değerlendireceklerdir. Yazdığınızdan daha fazlasını okuyacak, düşündüğünüzden daha fazlasını yorumlayacaklardır. Çünkü şair adayı kardeşim sizin yazdığınızsan daha çok sizin nasıl yazılacağınız fikri ile meşguldür erkek şairimiz. Siz duygusal olmasına duygusal (pardon duyarlı) birisiniz ama, objektif olmayı da seversiniz ya… onun için erkeklere okuttuğunuz şiiri bir de, şiiri seven ve şiir kitabı olmayan bir bayana okutun. O sizi daha iyi değerlendirecektir. Ama yemin ederim ki, size şiirinizi beğendiğini oda söylemeyecektir. Ama siz yazmaya devam edin lütfen… erkeklerde yazdıkları şiirleri erkeklere okutsunlar bence…

 

             Hatırladılar…

 

             Başlangıçta unutmuşlardı, şimdi hatırladılar, birazdan yine unutmaya yatacaklardır. Birileri de çıkıp diyecek ki günün birinde: evet, sen ne yaptın bu zamana kadar, yakınmaktan gayrı? Sen ne yaptın insanoğlu insan?

Daha çok kaçacak uykuların, daha çok…

Haydi şimdi…

Bak ne güzel kitaplar çıkmış. Gel birlikte çizelim altını, fosforlayalım. Çoğaltalım ve gönderelim birilerine…

Dur geçenlerde tekrar keşfettiğim şiiri sana getireyim.

Ali ULUSOY

Unutmuşum…

 

 

 Av. Ali Ulusoy - 10.04.1997