ANA SAYFA

Düşünce Atölyesindeki Diğer Yazılar
   
   
   
   
   
   
   
 
     
   
     
   
   
   
   
   
   

 

 

 

                              

TANIDIKLARININ GÖZÜ İLE ALİ ULUSOY

 

OĞLUM ALİ ULUSOY

  

Babam Kadir Ulusoy, 19 Ocak 2008 tarihinde vefat etti. Bu konuşmanın kaydı yaşadığı en son Kurban Bayramında yapıldı. Dedesinin adını da taşıyan Ozan ile (Kadir Ozan) Samsun’a bayramlaşmaya gitmiştik, bu bizim baba ve dedemizle son bayramımız oldu.

 Oğlum Ali, Aliye ile ikiz eşidir. 14 Nisan 1961 tarihinde dünyaya geldiler. Ali biraz daha afacandı, Aliye’nin eteklerinden tutup onu düşünüyordu. Evde yaramazlık yaptığı için onu annesi benim yanıma veriyordu, ben onu okula götürüyordum. Okulda kendi sınıfı değildi ama arkadaşları ile yarış ediyordu. Sonra okul çağına gelince ikinci sınıfa kaydı yapıldı. İlkokulda pek çalışmazdı ama pekiyi’den, iyiden başka da not almazdı. Merkez İlkokuluna birlikte gittik. Ona “Şöyle yap” deyinde hiddetleniyordu, tahtayı bozuyordu. İlkokulu, orta okulu bitirdi. Ortaokulu Samsun’da okudu.

 Sonra imtihana girdi. “Mutlaka bir imtihan kazanacaksın, yoksa okutamam” dedim. İmtihana girdi, Meteoroloji Meslek Lisesini kazandı. Ayrıca Perşembe Öğretmen okulunu da kazandı. Orada beş altı gün kaldı. Samsun’daki 50. Yıl Lisesini de parasız yatılı olarak kazandı. Annesine sordum “Ne yapalım hanım, öğretmen mi olsun, liseye mi gelsin?” “Niye öğretmen oluyormuş, git al gel” dedi. Gittim onu Perşembe’den aldım, bizden bir haftalık yemek parasını kestiler. Getirdik buraya, Samsun’a kayıt ettirdik. İyi öğretmenleri vardı, Musa Nazkı falan, rehber öğretmeni idi. Çok iyi bir öğretmendi, sağ Musa Nazkı. Bu duruma düşmezden önce görmüştüm Musa Bey’i  Öğretmenevi’nde.

 Ali, pek çalışmazdı amma, yine de o dersleri başarırdı.

 Benim çocuklarımın hepsi de öyledirler, yüzümüzün akıdırlar. Annesi ile birlikte çocuklarımızın hepsinin okumasının onurunu yaşadık. Onlar da, çok şükür ümitlerimizi boşa çıkarmadılar. Arkadaşlarımın çocuklarının çoğu o kadar yüksek okuyamadılar. Kimileri öğretmen oldular, ama bizimkiler hep daha üst dereceye tırmandılar.

 Bizim başarılı olduğumuzu görünce bizim köyün çocukları da okudular, aileler heves ettiler. Bizim köyümüz Kuşculu, civar köylere göre en çok okumuşu olan, kültürlü köydür.

 Ben köyümle, çocuklarımla iftihar ediyorum. Allah onları da muvaffak etsin, yüzlerini ak etsin.

 AU - Çok çalışmazdı, ama başarılıydı, dedin

 KU- Çok başarılı idi...

 AU – Onda kızdığın sevdiğin özellikler nedir?

 İmtihanlara hazırlanıyordu, biraz çalıştıktan sonra eğlenceye veriyordu kendini. Yapma, etme oğlum dedikçe “Yahu Baba!” diye sesini yükseltiyor, ben de sesimi çıkarmıyordum bir daha. İmtihana girdi, üniversite imtihanlarına. O zamanlarda imtihanlar böyle değildi. Bu tuttu 24. tercihinde Meteoroloji’yi kazandı. (Babam karıştırdı, ben 11. ya da 14. tercihimde Jeoloji Mühendisliğini kazanmıştım. A.U.) Kendisinin de pek memnun olduğunu sanmıyorum. Orayı bitirdi ama orada kanaatkar olmadı. Hadi bakalım Hukuk Fakültesine girdi, dışarıdan 4 yılda Hukuk Fakültesini bitirdi. Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara’ya geldi, 100. Yıl Mahallesi miydi ne orada oturdu (100. Yıl İşçi Sitesi   - A.U.) Avukatlık stajını tamamladı, üç tane ev aldı sattı. (Gülüşmeler….)  Tabi ben, daha istikrarlı olmasını arzu ediyordum ama O bu devirlerin çocuğu, adamı değildi. Hep gözü başka yerlerde, keşke Siyasal’da mı okumalıydı, ne yapmalıydı bilemiyorum ki.

 Ama netice itibarıyla, çok şükür, altı tane çocuğumuz oldu, altısı da yüzümüzü güldürdü sonuç olarak. Çok şükür. Ali, daha cevval, daha hareketli, daha gözü ileride, öyle bir yaradılışa sahip. İnşallah o yolda  muvaffak olur.

Kadir ULUSOY (Babası)

 

 

 Kardeşim Ali Ulusoy. Kardeşim benim için çok değerlidir. Müteşebbistir, aklı çok çalışır. İstediği şeyleri başarabileceğine inanıyorum. Gönlü de zengindir. Her zaman bizi mutlu etmiştir sağolsun.

 Nuran GÜLER, (Ablası)

  

Kardeşim Ali Ulusoy, benim tanıdığım Ali Ulusoy…

 Kardeşlerimin içinde en eli açık olanı, özverili olanı, akrabalık ilişkilerine en çok dikkat edeni kardeşim Ali. Onu çok seviyorum. Mutlu ve başarılı olmasını istiyorum. Ozanı yetiştirdiği için ona teşekkür ediyorum.

 Çok küçükken yatağa kaçırıyordu. (tüm ev halkında kahkaha patlaması). Bir gece bizim yatağımıza yatmış, çiş kaçırmıştı. Üzerine de minder koymuştu. Annemde ben yaptım zannetmişti. (kahkahalar).

 Çocukça duyguları çok güzel yaşadık ailece. Ben onlardan dört yaş daha büyüğüm. Evimize dikiş makinesi alınmıştı. Otobüslere, otomobillere de makine derdik o zaman. Makine olduğu için adı, “bu makine, hadi üstüne çıkın şimdi gideceğiz” derdim. Üç kardeşim, bir de teyzemin oğlu İbrahim hepsi birden dikiş makinesinin üstüne otururlardı, gitmemizi beklerlerdi.  

Bir de şunu söyleyeyim; ben orta 1 e başladığım zaman Fransızca dersiyle ilk tanışmıştım. Öğretmenimi çok iyi dinlerdim. Orda öğrendiklerimi sınıf gibi uygulardım kardeşlerime. Lebibo, asiyevu , alotablo, lamirzon gibi (FRANSIZCA LARI YAZILACAK…  Au) kelimeleri bilirler. Yani çocukken ki oyunlarımız, dersleri pekiştirir niyetteydi. Bilinçli yapmazdık bunları ama iyi bir şekilmiş onu gördük. Küçük yaşta öğrenilenlerin unutulmadığını beraberce gördük.  

Ağabeyim temiz bir çocuktu. O askeri okulda okurdu. Onun elbiseleri hiç kirlenmezdi, hiç bozulmazdı. Her zaman temiz ve düzenliydi tüm eşyaları. Onun pantolonlarını Ali ve Metin giyerdi. Bir gün ağabeyim yeni bir pantolon almıştı. sırtıma oldu mu diye deneme yaparken peşinde ikisi de geziyorlardı. Niye öyle bakıyorsunuz demişti ağabeyim. Bu pantolon ne zaman bize gelecek, ona bakıyoruz demişlerdi ağabeyime.

 Aynı zamanda espri yeteneğimizde vardı. Hepimizde var bu yetenek. Çok zengin değildik, bir sürü özlemlerimiz vardı ama bunu hayata küskünlük olarak değil espri kaynağı olarak yansıtırdık. Hala da o dışa dönüklük vardır. Kendimizi çok güzel eleştirebiliriz hepimiz. Bunun çok güzel bir erdem olduğunu çok yıllar sonra öğrendik. Ki biz çocukluğumuzda aynı şeyleri, aynı duyguları yaşardık.

 Aynı şehirde yaşamayı, yakın olmayı her zaman isterdim. Annem de onun daha düzgün bir ekonomi içerisinde yaşamasını çok arzu ederdi. İyi yaşamasını isterdi, akıllı yaşamasını isterdi. Bana telefon açtırırdı “akıllı ol” demek için. Ali onu anlardı da ‘Tamam tamam akıllıyım ben zaten’ derdi. Çocukluğumuz güzel geçti diyebilirim, bağda bahçede oynayarak, koşarak, deşarj olarak yaşadık. “Koca bahçe” de oynardık… Evet evin karşısındaydı. Koca bahçenin sahibi geliyor denildiği zaman büyük bir korkuyla saklanırdık. Çimenlerin boyu, boyumuzdan uzundu. Eğilirdik bahçenin sahibi geliyor dedikleri zaman. Adam atıyla gelirdi, hiçbir şey göremezdi, giderdi. Orası çok büyük bir oyun sahasıydı bizim için. Ördek yumurtaları bulurduk. Küçük tek katlı bir evimiz vardı. Dar uzundu ama içinde üç tane ev ve meyve ağaçları vardı. İnek bile beslemişti annem. Bunların hepsini yaşadık. İneğimizden alıp, sütten yoğurt yapmayı, incir ağacından incir yemeyi, elma ağacından elma yemeyi, şeftali ağacından şeftali yemeyi… hatta ayva ağacımız bile vardı. Bunları yaşadık. Şimdiki çocuklara göre fakirdik ama daha çok mutluyduk.

 Türkan ÇAVUŞOĞLU (Ablası)

  

Merhaba,

 İkiz kardeşim Ali’yle başlamak istiyorum. Tabi doğduğumuz  zamanları bilemiyorum ama küçüklüğümüz, hep bir çekişme, bir mücadele içinde geçti. Benden önce okula başlaması, hep onu kıskanmama sebep oldu. Yıllarca hep benden bir sene önde gitti. Bu kadar kıskanmanın yanı sıra yinede kardeşlerim arasında en çok sevdiğim Ali’dir. Tabi bütün kardeşlerimi seviyorum 6 kardeşiz ama ikiz olmanın verdiği, belki de aynı yaşta olmanın verdiği, aynı şeyleri yaşamış olmanın verdiği bir duyguyla hep onu genelde daha çok sevdim, daha çok bir arada olma isteği gelişti, duygusal yakınlıklarımız oldu.

 İkiz olduğumuz için (eş uyumurta değiliz ama) bir kaç defa çok farklı şeyler yaşadık. Ben Ankara’da Hacettepe Üniversitesi’nde okurken Ali İzmir’de okuyordu Ege Üniversitesi’nde. Kızılay’a indim. Yılbaşında ona bir kart seçtim. Zafer parkında binlerce kart içinden bir tane kart seçtim. Onu orda ayak üstü yazdım, Kızılay’da postaya verdim, yurda geri geldim. Posta kutusunda bana bir mektup vardı. Bir baktım Ali’den gelmiş. Ali’de aynı kartı bana seçip yollamış. Bir sene de, doğum günlerimiz 14 Nisan. Ben ona bir şiir yazdım hatta Nazım Hikmet’in; “Yapraklara dallara,/ Yeşillere allara,/ Nice nice yıllara/ Gülüm.” Bu şiiri ben çok seviyordum, ona yazdım. Yine aynı şekilde bir iki gün sonra postadan bana bir kart gelmişti doğum günümü kutlayan Ali’den. O da aynı şiiri bana yazmıştı. Eş yumurta ikizi olmamamıza rağmen aynı zamanlarda belki aynı duygusal yoğunlukları ikimizde hissettiğimiz için böyle ufak tefek tesadüfi şeyler olmuştu.

 Kardeşimi hep benden bir sınıf üstte diye kıskanırdım. Ancak tabi ki her zaman onun benden ileride olmasını arzu ederim, isterim. Yine de güzel beraberliklerimiz oldu. Çocukluğumuz çok güzel geçti birlikte.

 Ben bir de bir şeyi anlatmak istiyorum; eşofmanımız bir taneydi. Ortaokula giderken ders saatleri birbirine denk gelmezse, aynı eşofmanı birimiz çıkartıyor birimiz giyiyordu. Bazen de birimiz sabahçı birimiz öğleci olursa eğer biri evde unutuyorsa onun ceremesini ikimiz birden çekiyorduk. Böyle de anılarımız oluyordu. Bunlar unutulmayacak şeyler.

 Kendisi tabi ki başarılı, çok zeki bir insandır. İki üniversiteyi bitirdi. İleri geri koşturdu, bu arada evlendi çocukları oldu. Gerçekten çok başarılı buldum. Zaman zaman tabi inişler çıkışlar oldu. Umarım geri kalan hayatında da daha istikrarlı adımlar atar. Her zaman kendisin çok sevdiğimi, desteklediğimi, yanında olduğumu kendisi zaten bilir. Yine de bunları tekrarlamaktan mutluluk duyuyorum. Böyle bir kardeşim olduğu içinde çok mutluyum.

 Aliye MUSLU (İkiz kızkardeşi)

 

Dayım, bizim ailenin yaramaz çocuğudur. Kimsenin aklına gelmeyen fikirler onun aklına gelir. Düşündüklerini de yapar. Ona biz kızarız bazen onu pek anlayamayız ama onun yaratıcı olması, istediklerini yapmak için kararlılıkla çalışması hoşumuza gider.

 Dayım, benim zor zamanlarımda çok yanımda oldu. Kendinin de zor zamanları oldu. Umarım güler yüzünü hiç kaybetmez. Zorluklarını insanlara hiç hissettirmez. Bu  yüzden dayımı çok severim. Uzakta da olsa bilirim, o hep benim yanımdadır. Benimde kalbim hep onun yanındadır. Dayıcım seni çok seviyorum.

 Işın Güler, Yeğeni

 

  Ali Ulusoy, benim yeğenim. Onu çok özlüyorum. Çok iyi bir insan. Her zaman görmek isterim.

 Zahide YALÇIN, Teyzesi

 

Babam Ali ULUSOY

 Ali Ulusoy iki okul bitirmiştir. Jeoloji mühendisliği ve hukuk. İlk başta beni doğurtturduğu için teşekkür ediyorum kendisine. Benim gözümdeki babamı anlatmam gerekiyorsa, şöyle anlatabilirim; çok güzel davranışları olan, mizah yetisine sahip, şair ruhlu, kişileri çok seven… Ama hırsız gibi başkalarının şiirlerini çalıp ta okuyor. Kendi şiirini okuduğunu hiç görmedim. İşte dünya tatlısı bir babamdır kendisi. Söyleyeceklerim bu kadar.

 Ozan ULUSOY, (Oğlu)

 

ALİ ULUSOY

 

Adem Ulusoy’un  ('Benden sizlere' adli anı notlarından alınmıştır)                                                                     

 

 

Amcamların  evinde kalışımın ikinci yılı. Orta bire gidiyorum. Cavide Abla hamile. Anam bana arada bir: "Cavide ablan yüklü... Evde ona yardımcı ol..." diyor.  1961 yılı Nisan ayında Ali ve Aliye dünyaya geldiler. İkizlerin doğumu Samsun'da gerçekleşti.

 

Durum biraz kritikmiş. Samsun'a gidilmesi gerekiyormuş. Cavide Abla evden ayrılırken ağlıyordu. Nuran'a, "Kardeşlerine iyi bak..." dedi. Hepimiz üzüntülü ve meraktayız. Ninem bizimle kaldı. Ertesi gün sofrada amcam biraz yorgun, dalgın ve  düşünceli. Bebeklerden birinin sağlık sorunu varmış. Amcam: "Oğlan yasasa bari..." diyor.

  

Nasıl yorumlayacağımı bilemiyorum. Her şeyi bilen, benim için bir idol olan amcam böyle söylediğine göre doğrusu bu demek. Benim yorum yapmama gerek yok. Ninemin tercihi kesinlikle erkek bebekten yana olurdu. Belki ninem daha önce duygularını belli etti. Herhalde amcam da anasının gönlünü hoş tutmak için öyle söyledi.

 

Hafta sonu köye gittim. Köyden döndüğümde Cavide Abla iki bebeği ile yatak odasında yatıyordu. Utana sıkıla yanına girdim. "Gözün aydın Cavide Abla..." diyebildim. İkinci dönem derslere iyice sarıldım ve sınıfı doğrudan geçtim. Amcam memnun kalmıştı. "Aferin..." dedi.

 

Benimle birlikte evde altı kişi olduk. Amcam 'Ali' ismini Hasan Ali Yücel'e olan hayranlığından seçmişti sanırım. ..Cavide ablanın işi çok. Evde bol çocuk sesi var. Küçükleri seviyoruz. Davut (Dayım -  Ali U.)  okula giderken uğruyor, bebekleri seviyor. Bir gün (yanılmıyorsam Ali idi) bebeklerden birini severken bebek çişini bırakmış, okula gitmek üzere evden çıkan Davut'un üstünü ceketin yakasından pantolonun dizlerine kadar ıslatmıştı.

 

İkizler büyüdüler. Üç yaşına girdiler. Yaz tatillerinde her şehre gelişimde kesinlikle amcamlara uğruyorum. Ali o küçük yaşına göre çok şeyler anlatmaya çalışıyor. Ali'yi bisikletin arkasına bindirdim köye götürüyorum. Ayağında yazlık plastik ayakkabı var. Ayakkabıyı üreten firma reklam için takvim hazırlamış. Amcamlarda o takvimden var. Ali'ye ayakkabısının güzel olduğunu söyleyince 

Ali boğazını şişirerek,  ayağındaki ayakkabıdaki resmin aynisinin evlerindeki takvimde olduğunu anlatmaya çalışıyor. Öğretmen okulunda öğrenciyim; ilgimi çekiyor. Benzerlikleri bulmak bir zeka ölçüsü. Bu çocuk zeki biri olacak diye karar veriyorum.

 

Konya-Karaman'da ilk öğretmenlik yılımdı. Yaz tatilinde memlekete geldim. Amcamlara uğradım. Amcam Cumhuriyet Gazetesi'ni almış öğlen yemeği için eve gelmiş. Yemekten sonra divana uzanmış Ali de yanında ona gazeteyi okuyor. Ama nasıl bir okuma. Gayet akıcı ve sözcüklerin vurgularına kadar doğru, çok rahat dinlenilebilen nefis bir okuma.  Hele, "İngiltere Başbakanı Harald Wilson...." diye başlayan   bir satiri okuyunca kendi öğretmenliğimden utanır oldum. Benim birinci sınıflar böyle okuyamıyorlar. Amcam sordu: "Adem bunu ne yapalım?" "Bu çocuğun birinci sınıf programından alacağı  bir şey kalmamış. En azından ikinci sınıfa başlamalı..." dedim. Ali birinci sınıfı okumadan ikiye başladı.

 

12 Mart muhtırası verildi. Türkiye'de tutuklamalar başladı. Samsun TÖS'ün yönetiminde görev aldığı için amcamı da içeri aldılar. Biz yeni evliyiz. Fırsat buldukça amcamların kirada oturdukları eve gidiyoruz. Ali üç veya dördüncü sınıfta olmalı. Babasının içeri alınışından duygulanmış. Çocuk ruhu ile öyle bir şiir yazmış ki, görmeye ve okumaya değer. Su anda sözlerini hatırlamıyorum ama faşizme

çok kibarca sövüyor. O gün Ali'nin, gelecekte, iyi bir sair olabileceğini düşünmüş, Sonu inşallah Nazım gibi olmaz, demiştim içimden.

 

Ortaokul, lise; derken üniversite yılları başlamış. 1978, 1979 yılları. Türkiye'de yaz tatilindeyiz. Benim arabada Ali ile birlikte Samsun'da bir yere gidiyoruz. Saathane Meydani-Subaşı semtlerinin oralarda Ali'nin tedirgin olduğunu sezinliyorum. Daha sonra Ali bana, "Ben bu bölgeye girmeyeli yıllar oldu," dedi. Üniversitede Ali'nin yaralandığını duyunca yüreğimiz hopladı. Ali okulu bitirdi. Elbistan'da çalışıyor. Ali orada çalışıyor, Hukuk Fakültesi'ne devam ediyor, bilgisayar ve Almanca öğreniyor. Bütün bunların üstesinden gelecek beyin olmalı insanda. Yoksa yürümez. Bazıları sakız çiğnemekle yürümeyi bir arada götüremiyor.  

 

Denizli'de Aysel ile Ali'nin düğününü yapacağız. Biz Isparta'dan Denizli'ye geçtik. Düğün kuruldu. Herkesler geldi ama Ali yok. Ali'nin Hukuk Fakültesi'nde sınavları varmış. Ali sınavdan sonra geldi; düğününe kıl payı  yetişti. Başladığı isin arkasını da bırakmıyor yani.

Ali'de bitmez, tükenmez bir enerji var.l Ali'nin; "Ben çalıştıkça dinleniyorum..." ve Almanya'da bir hafta konuğumuz olduğunda söylediği, "Buraya uyumaya gelmedik... Her dakikayı değerlendirmeliyiz..." sözleri hala kulağımda çınlar.

 

Sevgili Ali ! Tek çalışan, altı çocuk sahibi (ben hariç) dar gelirli bir memur olarak baban ve dolayısıyla annen tutumlu olmak zorundaydılar. Baban ve annen gibi sen de 'enerjini kullanmada' tutumlu ol. Unutma, babanın tek maaşı vardı; senin de bir tek kalbin var. Seni yetiştiren ANNE-BABAYA rahmetler, sana sağlık ve başarılar diliyorum.

 

Adem ULUSOY

Bielefeld, Almanya,  23 Ocak 2008

 

 

ARKADAŞIM ALİ ULUSOY

 

1992 idi Ali Ulusoy ile ilk karşılaştığımızda. Heyecanlı, coşkulu, çok projesi olan… Alanla ilgisi olmamasına rağmen hep aradığım heyecanı buldum Ali Ulusoy’da. 10 yıl dolu dolu çalıştık Ali Ulusoy’la. Ama işin dışında, projelerle, fikirlerle, bu ülke için neler yapabilirize…

Çok yorulduk. Çok yorulduğumuzu biliyorum ama bu yorgunluktan bize kalan bence çok güzel bir dostluk.

 Proje adamıydı Ali Ulusoy. “Hocamm” dediğinde biliyordum ki bir şey daha vardı, bir fikir daha vardı, ya da bir şey daha soracaktı. Coşkusundan hep heyecan aldığım ve feyiz aldığım bir dostum. Dostum diyorum çünkü, ortak paydamız her ne kadar söylenildiği gibi alandan olmasa da, eğitimci olmasa da, eğitimci doğmuş gibi yaşayan ve çalışan bir dostumdu. “Dostumdu” dedim Ali Bey. Dostum! Hala dostum! Çok uzun yıllarda dostum olacak…

 Bizim hep ortak çalıştığımız şeylerde, bu ülke vardı. Çocuklar ve öğretmenler vardı. Çok heyecanlı günler yaşadık. Ali Beyle çok yol yaptık. Siirt’i çok iyi anlatıyoruz birbirimize ve herkese. Bingöl’ü… Bunlar çok tehlikeli noktalardı. Birlikte çok güzel heyecanlar yaşadık orada. Mesleki heyecanlar, mutlu heyecanlar yaşadık. Ve ben biliyorum ki Ali Ulusoy, akademik anlamda hepimizden çok daha fazla yol aldı.

 Ali Ulusoy geniş düşünür. Ali Ulusoy farklı düşünür. Ali Ulusoy bazen huysuzca da düşünür. Ama huysuzluğu çoğu zaman bir çoğumuza farklı ışık tutar. Ali Ulusoy iyi ki varsın. 

Nebahat BOĞUT, Dünya Çocukevi Kurucusu

 

 ARKADAŞIM ALİ ULUSOY

Ali Ulusoy, öncelikle benim arkadaşım, Ali Ulusoy öncelikle benim yuvamda ilk tanıştığım anda, saçları hafif dalgalı olan, çok sevimli, çok güzel konuşan ve üstelik şiirleri çok güzel olan bir beydir. Harika şiir okur. Yakın zamanda da kendisinin yazdığı şiirleri bekliyoruz. İnşallah o şiirleri de yazacaktır diye ben umutla bekliyorum.

 Ali Ulusoy, çok kimlikli, avukat, jeoloji mühendisi. Ali Ulusoy, bilgisayar alanında yetkin. Ali Ulusoy, teknolojiyi çok yakından takip eden. Ali Ulusoy, iki çocuğun babası. Ali Ulusoy, Aysel Hanım’ın kocası. Ali Ulusoy Eğitimde Paylaşım Derneği’nin babası. Ali Ulusoy bizim için çok özel bir insan.

 Dileriz güzel çalışmalara imza atacaktır. Aktif çalışmalarını sürdürdüğü sürece, en üst noktaya çıkacaktır ve tavan yapacaktır. Çalışmalarında başarılar diliyorum. Ali Ulusoy’u sevgiyle selamlıyorum, saygılarımı gönderiyorum.

 Elçin TOKER

Eğitimde Paylaşım Derneği Başkanı

 

TANIDIĞIM ALİ ULUSOY 

Ali Ulusoy’un ilk olarak bir özel eğitim merkezinin önerisiyle benden alışverişe geldiğini hatırlıyorum. Tanışmamızın ardından Opal Limited Şirketinin varlığını öğrendim. Okul öncesinde bilgisayar denince aklıma hep Ali Ulusoy geldi. Çok kişiye Ali Ulusoy’ dan faydalanmaları yönünde adres verdiğimi hatırlıyorum. O zamanlar Sümer Sokaktaydı. Ardından Çağdaş Eğitim Kooperatifi, Cumhuriyet Okurlarıyla iş birliğimiz olmuştu. Ali Ulusoy’da o çalışmanın içine girdi. Hatta bir dönem yöneticiliğini yaptı. Böyle süre giden bir dostluğumuz bir arkadaşlığımız oldu. Ali Ulusoy’la gittiğimiz bir gezi olmuştu. Midas’ın memleketine gitmiştik, Gordion. Orada Ali Ulusoy şiir okuma konusundaki yeteneklerini bütün arabadakilere kabul ettirmişti. Herkes keyifle onun şiirlerini dinledi. Yine Milli Piyango’nun galerisinde katıldığım şiir okuma günü vardı. Orayı da hatırlıyorum, benim bayağı bir reklamımı yapmıştı sağ olsun. Öyle bir ağabey kardeş, zararsız insan ilişkisini sürdürdük.

 Ben de maddi anlamda çok başarılı olamadım ancak 30 yıl ayakta kalmış bir firmanın sahibi olmanın mutluluğundayım. Parayı ikinci plana alan bir insan olarak Ali Ulusoy’u da gördükçe benim gibi başka delilerin de olduğunu söyleyebilirim. Ali Ulusoy benden çok çalıştı şimdi Allah için. Onun çabaları, onun uğraşıyla şimdiye kadar bol paralı olması lazımdı. O da parayı zor bulanlardan biri olarak sürüp gidiyor hayatı. Ama genelde mutlu görüyorum. Heyecanlı, bir işler yapmaya çalışan, bir şeyler bitirme yanlısı. Ama biz Türkiye şartlarına çok uyum sağlayamayan tipleriz.

 Mesela ben şahsen batılı bir ülkede Ali Ulusoy’un çok zengin olacağını, zenginliğin ötesinde çok daha değerli bulunacağını (kendimi de öyle buluyorum) sanıyorum. Ama biz Türkiye’deyiz ne yapalım burada da halimize şükür dememiz lazım. Bir ülkeden şikayet ederken tabi ki batıya bakarak ediyoruz. Doğuyu düşününce da ülkemi çok iyi buluyorum. Ne olacak yani kitap okuma alışkanlığının 70 yıllık bir geçmişi olan ülkede kitap ancak bu kadar okunuyor diye düşünüyorum. Ali Ulusoy’un yaptığı işe Kültür Bakanlığının veya bazı firmaların sponsor olması bile gerekir. Ama bırakın sponsoru Ali Ulusoy çabalayıp duruyor.

 Bir de bildiğim kadarıyla Ali Ulusoy topluma benden daha fazla bir şeyler vermeye çalışıyor. Çünkü artık ben içime kapandım. Buraya gelenlere yardımcı olmaya çalışıyorum ama o her yere koşturuyor, yurt dışına gidiyor, bir şeyler yapıyor ama ne olduğunu da bilmiyorum belki benim bilmediğim bir işler de yapıyor olabilir. Bu AB Projeleri işinde de uzman olduğunu söylüyor. Zaten bir araya da gelip çok uzun uzun konuşamıyoruz çünkü yarım saatlik bir saatlik konuşmalarda daha çok hasret giderme gibi işlemimiz oluyor. Benim aklımı sarmayan işlerde yapıyor ama benim yaşıma geldiğinde ekonomik yönden benden daha iyi olur umudu, düşüncesi içerisindeyim. O daha çağdaş işler yapıyor. Bende klasik, tozlu, kitap kokulu bir ortamda bazı insanlar gelip ne güzelmiş burası dedikçe mutlu oluyorum. Bilemiyorum nereye kadar gidecek bu işler.

 Fahrettin TELSEREN, Atlas Pazarlama Kurucusu

 

 TANIDIĞIM ALİ ULUSOY

Ali Ulusoy, sıcacık, güler yüzlü. Alanı okul öncesi  alanından olmamasına rağmen, bir hukukçu, bir mühendis, bir hoşgörü uzmanı olarak, okul öncesine verdiği emekten, ayırdığı zamandan dolayı öncelikle kendisine teşekkür ediyorum.

 Ali Ulusoy’u ben takriben 15 yıl önce tanıdım. Ali Ulusoy yüreği insan sevgisiyle dolu, pozitif, güler yüzlü, donanımlı, sevecen, espritüel, insanları düşündüren çok değerli bir arkadaşımız, dostumuz.

 Ali Ulusoy’u her yönüyle tanımaktan büyük mutluluk duyuyorum ve dostluğa önem veren bu sevgili kardeşime yaşam boyu başarılar diliyorum, yanaklarından öpüyorum.

 Tuğrul AKTAŞ, 17 Aralık 2007, Eğitim Yöneticisi

 

 

Ben ne öğrenciler gördüm, eğitim için sadece zoraki istekliydiler, ben ne eğitimciler gördüm sizin gibi gönüllü öğrenciydiler.

 

Eğitimci olmak dört duvar arasında 4 yıl basma kalıp bir eğitim görüp de KPSS denen 4 harfli canavardan yeterlilik görmek değildir hocam. Eğitimcilik hissetmemek, amaç edinmek, durmadan örenmek ve öğretmektir. Siz kesinlikle eğitimci, hatta eğitimci eğitimcisisiniz

 

Sadece bir gün bir eğitim fakültesinin kampüsüne girin ve bir kaç saat kafeteryasında oturun hocam. gerçekten ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız bu mesleği hak etmeyen ÖSS mağduru olup ya da ailesinin zoruyla okuyup da gerçek hak edenlerin sırasını çalan o kadar çok insan var ki illa bir üniversiteden tasdikli belge almak gerekmiyor eğitimci olabilmek için. Bence kendinizle gurur duyun

 

Fatma ÇEK - Okulöncesi Öğretmenliği Öğrencisi

 

 

Perihan DEMİRBAŞ ile Söyleşilerden alınmıştır...

AU: Peki biz sizinle nasıl tanıştık? Şimdi bir yolculuğa doğru çıkıyoruz. Belki bu bir kitap olur, belki başka bir paylaşım serüveni olur. Bizler birbirimizi nerde tanıdık, nerde bulduk? Önce bunu size soralım.

PD: Evet, benim kızım Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu’nda ikinci ya da üçüncü sınıftaydı. 1995-1996 senesi olabilir. Siz ‘Elimde bir sihirli değnek olsa ne yapardım’ gibi bir yarışma açmıştınız ve okullara dağıtılmış ilanlar. Kızım bana getirdi. Ben bu yarışmaya girmeliymişim çok iyi yazıyormuşum anne öğretmenim girmemi istiyor ne diyorsun filan gibi bir de yazı getirdi bana. Yazdığı yazıya baktım. Yazı çok güzeldi. Yazıya karşılık geldi sizden. Derece almıştı kızım. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonunda sanıyorum. Buraya çağırdınız bizi. Ben, babası, dedesi hep birlikte ordaydık. Kızım orda bir ödül aldı. Çağırdınız. Hatta kızımın ödülünü verirken “Bence birinci olmalıydı. Bu öykü birinci olmalıydı” dediniz.

AU: Hatırlamıyorum.

 PD: Tabi hatırlamazsınız. Bizim için tek, sizin için çok.

 AU: O gün bayağı bir yazı gelmişti.

 PD: Benim için çok özel bir gündü. Çok duygulandığım bir gündü. Sonra dedim “Bu adam bu işi neden yapıyor acaba?”

 AU: Biz onu yaptığımızda anaokullarına bilgisayar destekli eğitim hizmeti sunuyorduk. Başka, şu anda yaptığımız hiçbir şeyi yapmıyorduk. Biz sadece bilgisayar eğitimi veriyorduk ve 1998 yılıydı siz 1996 diye hatırladınız ama şurada basında çıkan haberler var… Yazıda kasım 1998 ‘elimde sihirli bir değnek olsaydı’. Yani bende sordum ben bunu neden yapıyorum diye ama ben biliyordum neden yaptığımı. Siz devam edin lütfen.

 PD: Evet, ben bunu sordum bu adam bunu neden yapıyor? Acaba mesleği ne? Ama gelip tanışmadım sadece kızımın orada ödül almış olması bana yetti. Yeterince gururlandım ve öyle bir tanışmadan sonra çok sevgili meslektaşım Sibel Düzakın ile birlikte çalışıyoruz. Çok girişimci, çok akılcı bir hanımdır psikologdur. O bana dedi ki “Ali Ulusoy kim acaba? Yani internette görüyorum, ondan sonra seminerlerde görüyorum ve yıllardır bu işi yapıyor biz bu adamla tanışmalıyız, işte tanışıyoruz çevremizde bir dolu psikolog, psikolojik danışman, psikiyatrist var, işte arkadaşlarımız var büroları olan, işte seminer organizasyon işlerini yapan, Ali Ulusoy ile de tanışalım” dedi. Sizi aradı. Sanırım sizde hemen kabul ettiniz ve geldiniz ertesi gün geldiniz. Ondan sonra tanıştık. Tanışmanızda neler yaptığınızı anlattınız. Biz yaklaşık iki saat sohbet ettik Sibel Hanım, siz ve ben. Çok güzel bir sohbetti. Ben notlar aldım hatta. Hatırlıyor musunuz bilmiyorum ama.

 AU: Yok hatırlamıyorum.

 PD: Notlar aldım. Neler yaptığınızı anlattınız. Ve teknolojik olarak da çok donanımlıydınız. Şimdi ben o kısmı o gün için çok onaylamıştım. Bizim eksiğimiz nedir noktasında baktığımda çünkü biz de yapıyoruz, ama devlet için yapıyoruz, milli eğitim için yapıyoruz. Belki yılda bir kere özel bir yerden çağrılıyoruz yapıyoruz ama siz bundan para kazanıyorsunuz ve bu işi yapıyorsunuz.

 AU: Ya da kazanamıyoruz. 

PD: Ya da kazanamıyorsunuz. Bilmiyorum neden yapıyorsunuz sorusu halen soru işareti görüyorsunuz. İşte o günden sonra bizim bilgisayar konusunda eksiklerimiz var. Bize de öyle bir iç görü sağladınız. Bilgisayar konusunda donanımımız eksik. Neler yapmamız gerektiğini orda üç aşağı beş yukarı düşünmüştük. Bize de katkınız olmuştu o gelişinizde. O gelişinizden sonra da biz size geldik. İşte böyle birkaç kere görüştükten sonra…

 AU: Sağ olun, sonra bizim düzenlediğimiz Yaşam Boyu Eğitim Derneği ile Happy Kids’in düzenlediği söyleşi programlarında sizler görev aldınız. Örneğin siz ‘spontanite’ üzerine konuşmuştunuz. Sibel Hanım aile terapisti olarak üç çalışma yapmıştı.

 PD: Evet, keyifle gelmiştik. Keşke bu kadar çok emeğe, bu kadar çok isteğe sizin de bizim de bu toplum için yapmak istediğimiz birçok şey var. Keşke talep te bizim arzumuz kadar çok olsa.

(Devamı başka bir yayında yayınlanacaktır)

Perihan DEMİRBAŞ - Uzman Psikolojik Danışman, Psikodramatist

 

 

 İlkokul öğretmeni Perihan Büyüktürker ile 2008 yılındaki kurban bayramında rastlaşırlar ve ayaküstü mini bir söyleşi yaparlar.

 A.U: Şimdi de ilkokul 3. ve 4. sınıf öğretmenim Perihan Büyüktürker. Şimdiki soyadıyla Bayraktar. Evet ona bayramda rastladım. Evet öğretmenim nasılsınız?

 P.B: Teşekkür ederim, iyiyim oğlum. Sen nasılsın? Ama ben resimde güzel çıkmam çekme beni (kahkaha)

 A.U: Şimdi size sormak istiyorum. Tabi uzun yıllar geçti ama… İlkokul öğrencisi Ali Ulusoy’ u  nasıl anımsıyorsunuz?

 P.B: Şimdi böyle yüz yüze sorunca ne diyeyim? Yaramaz mı diyeyim, tembel mi diyeyim?

 A.U: Neyse onu deyin.

 P.B: Tam tersi. Çok çalışkan, iyi bir çocuktu.

 A.U: Ben ilk şunu hatırlıyorum; “bizde adettir” dediniz, “sınıfımıza yeni

katılan bir çocuk geldiğinde önce şarkı söyler.”

 P.B: Ayy! Öylemi demişim…?

 A.U: Bende “Ayşem nerde geliyor” diye ağlaya ağlaya bir şarkı söylemiştim.

 P.B: Hay Allahım ya rabbim! Ne güzel bir şey değil mi? İlkokul çocukları çok güzel ama şimdi o saflık yok çocuklarda. Çünkü pişmiş geliyorlar. Bizim zamanımızda çocuklar tertemizdi.

A.U: Sizin kaç çocuğunuz var hocam?

P.B: İki oğlum var. 

A.U: İkisi de bitirdi mi üniversiteyi? 

P.B: Yok bir tanesi liseden sonra okumadı. Şimdi bitkisel yağlar üzerine çalışıyor. Şimdi İstanbul’da sertifika almak için. Gürkan biliyorsun turizmle uğraşıyor. Polonyalı bir kızla evleniyor. Avrupa Birliğine giriyoruz biz, Tayyip’ten önce… (kahkaka)

Perihan BÜYÜKTÜRKER, İlkokul Öğretmeni