ANA SAYFA

Düşünce Atölyesindeki Diğer Yazılar
   
   
   
   
   
   
   
 
     
   
     
   
   
   
   
   
   

 

 

 

                              

 

10 KASIM, YARATICI DRAMA DERNEĞİ SİRKÜLERİ ve LİDERLİK KAVRAMI ÜZERİNE - Cağdaş Drama Derneğine mektup

 Bugün 10 Kasım 2007, Ulu önder ve ülkemizin büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 69. yılı… Saygıyla anıyoruz.

 Üyesi olmaktan onur duyduğum Çağdaş Drama Derneği’nin 4 Kasım 2007 tarihli sirküleri evimden Kızılay’daki işyerime gelirken yolda okudum.  10 sayfa sirküler ve ekleriyle birlikte oldukça hacimli bir bilgilendirme notu, gönderenlere, içindeki dolu dolu etkinlikleri gerçekleştirenlere öncelikle teşekkür borcum var, onu ödeyeyim.

 Ancak sirküleri okuyunca bir şeye takılmadan edemedim. Ne kadar çok “Lider” kelimesi vardı. Üşenmedim saydım. Toplam 52 yerde “lider” kelimesi geçiyordu. Lider, lider adayı, genç lider…

 Üçüncü sayfada sekiz, beşinci sayfada da tam on yedi olmak üzere toplam elli iki kez kullanılmış bu kelime. Elbet önemli olduğundandır bu kadar çok kullanılması. Bu bende bir takım düşüncelere yol açtı, bu yazımda da bunu paylaşmak istedim.

 Giriş cümlelerimde de bahsettiğim gibi Atatürk büyük bir liderdi. Liderlikle ilgili düşüncelerimi yokladığımda ise “Parti lideri”, “Toplumsal lider”, “Cemaat lideri” kelimeleri aklıma geldi “Yaratıcı drama lideri”nden gayrı.

 Führer bir lider miydi?

 Lider gücünü kimden ve neden alıyordu?

 Atatürk üniformalarını çıkarıp askeri ünvanlarından sıyrıldığında mı gerçek lider olmuştu acaba? Okuduğu okulların, ailesinin, yetişme tarzının, öğretmenlerinin, komutanlarının, dönemin koşullarının, taşıdığı genlerinin, çevresinin liderliğine ne gibi katkıları olmuştu acaba?

 Parti liderleri seçimle geliyorlardı iş başına.

 Toplumsal lidere “Lider” ünvanı toplum tarafından yaptıklarından ötürü veriliyor. Kişi “Ben artık liderim” demekle toplumsal lider olamıyor elbette.

 Cemaat lideri, temsil ve hitap ettiği grup içerisinde bir takım özellikleri nedeniyle öne çıkan, sivrilen, sözü dinlenen, otoritesini bu özellikleri nedeniyle saygınlığından alan kişidir.

 Genellikle lidere itiraz olmaz, ama yeni lider adayları itiraz haklarını değişik şekilde kullanabilirler elbette.

 Ya “Yaratıcı drama lideri” hangi özellikleri nedeniyle “Lider” olabiliyor. Liderliğin temeli olan “Temel Aşama Atölye Çalışmalarına” katılmakta lider adayı seçmeleri yapılmadığını biliyorum. Hoş zaten yapılmaması da gerekir. Ücretini yatırıyor, zamanını ayırıyor ve diğer liderler tarafından eğitime alınıyor ve bu süreç başlıyor. Yaş sınırlaması, eğitim ön koşulu yok. Beş altı kur devam ettikten sonra, bir lider gözetiminde proje çalışması yapıyor ve başarılı görülürse de o da “lider” olabiliyor.

 Yani önceden kuralları belirlenmiş, belirli kriterlere bağlanmış, belirli sayıda eğitim ve kontrollü proje sonrası elde edilen bir liderlik.

 Tabi ne kadar entellektüelsen, ne kadar çok yabancı dil biliyorsan, ne kadar çok araştırma yapıyorsan ve paylaşıyorsan, toplumsal olaylarda tavır koyabiliyorsan, kendini sosyal eylemci olarak görüp “bir şeyler” yapma uğraşındaysan o kadar iyi. Bu senin liderliğini destekler, ama “Lider” olabilmen için önce sınavları geçmen gerekir.

 Askerlikte de öyle değil mi? Harp Okulunu bitirdikten sonra ordu ile ilişiğinin kesilmesini gerektirecek bir neden yoksa albaylığa kadar yükseliyorsun. General olmak istiyorsan, kurmaylık sınavlarına girip, Harp Akademisi’nde eğitim alıp belirli yetkinlikleri kazandıktan sonra “Paşa” oluyorsun. Her ne kadar Devrim Yasaları ile “Paşa” sözcüğünün kullanılması yasaklanmış olsa da “Paşam” sözcüğü çok önemli. Analarımız da zaten “Benim oğlum paşa olacak” demiyor muydu?

 Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk "Yazmak benim karakterim. Neredeyse her şeyi kendime göre yazmak, tekrar yorumlamak, şekillendirmek, iletmek. Bu, benim varoluş nedenim neredeyse. Her şeyi yazıyorum. Büyükler, çocuklarına "Benim oğlum paşa olacak" derler. Bana da daima ne zaman Nobel'i alacaksın diye sorarlardı. Aldım, kimse bana artık bu soruyu yöneltemez" diyordu.

 Yazarlık atölyesi kursları açılıyor çoktandır, bu atölyelerde yetişen çok ünlü yazarlarımız olacak elbette ileride. Kişisel gelişim kursları açılıyor bolca, Beyin Programlama Dili (NLP) moda oluyor herkes birden NLP ci. Acaba bizde de “liderlik enflasyonu” mu olacak günün birinde. Herkes NLP ci, herkes lider olunca, herkes kral olunca hep birlikte “Nerde benim tebam” mı diyeceğiz yoksa?

 Liderler artınca I. Lider, II. Lider, A tipi Lider, B tipi Lider, En Lider, Öz Lider, As Lider gibi kavramlar çıkmaz mı acaba?

 İleride Liderlik Seçme Sınavları icat olunur ve dershanelerde de bu kurslar açılırsa hiç şaşırmam. Zaten şaşırmamayı öğrendim. ÖSYM ye iş çıkacak biraz daha ama olsun, o da onların görevi.

 Bir dönem uluslar arası bir derneğe üye olarak davet edildim, üye de oldum. Aaaa bir de baktım herkes başkan… I. Başkan, II. Başkan, Komite Başkanı, Geçmiş Dönem Başkanı… Başkan olmayan bir tek ben ve yeni giren bir iki kişi vardı. Büyük de bir tören yaptılar bize. Tam benim başkan (üçüncü de olsa başkan işte) olma zamanım gelince “Yok, dedim, “ben yokum artık.  Atılan taş ürkütülen kurbağaya değmiyor.” İstifa ettim.

 Ben kim miyim? Çağdaş Drama Derneğinin kurslarına 3 kez katıldım. Sevgili Tülay Üstündağ, Aynur Eğitmen, Kadir Çelik öğretmenlerimin öğrencisi oldum. Sevgili Başkanımız Ömer Adıgüzel’in yürüttüğü  dördüncü aşamayı ise yurt dışı görevim nedeniyle yarım bıraktım. Yani lider olamamış biriyim hem bu kadar da uzun değildi o zaman liderlik aşamaları.

Kedi ulaşamadığı ciğere mundar dermiş, benimki vallahi öyle değil. Ama ya öyleyse, belki de öyledir, kesin konuşmamam gerek.

 Sade dernek üyesi olmaktan memnunum, en son zamanlarda yapılan çalışmalarda “Şiir atölyesi” kurulmasından büyük bir keyf aldım. Katılmadım ama çok beğendim. Derneğin ekonomik kaynakları yeterlidir artık diye düşünüyorum, güzel atölyeler var, elbette liderlere para da ödencek ama 100 YTL olmasa diye düşünüyorum. “Salı Söyleşileri” ni şiddetle destekliyorum.

 Uzman Drama Eğitimcisi, Drama Yönetmeni, ya da başka bir tanım kullanılabilir mi acaba?

 Haddimi aştığımı biliyorum, neyse bitireyim…

 Ha bir de bitirmeden, bir Psikolog, psikolojik danışman, çocuk gelişimi eğitimi uzmanı kişiyi çalıştıracağımda inanın çok korkuyorlar aforoz edilmekten. Ben özel sektör yöneticisiyim, bu işin yetkini olmayan, mahir, becerikli, güler yüzlü olmayan kişiyi zaten işe almam. Ama bari bu 4 yıllık eğitimi alan arkadaşlar korkmamalılar diye düşünüyorum.

 Eleştirilerimde kimseyi özel olarak kırma kastım yok, eleştiri hakkımı kullanıyorum. Ben garip, zavallı bir adamım işime gücüme bakıyorum. Sadece yazarak beni eleştirecek arkadaşlarımın da var olduğunu, saygı duyacağımı bilerek, kendimce bir şey karaladım işte… İnanın tekrar okuyup kontrol etmeden göndereceğim derneğimizin mailine.

 Haaa, çok yanlış bir şeyler dediysem üyelik aidatlarımın ödenmeyen kısmını öder ve boynumuzu liderlerimizin önüne uzatırız. Yok canım olur mu öyle şey, daha şiir borcumuz var kendimizce. Her ne kadar istenmediyse de kimbilir giderayak bir dinleti yaparız.

Haydi sağlıcakla ve dostlukla kalın… 10 Kasım 2007

 

Av. Ali Ulusoy

Happy Kids Kurucusu

 

YAZIMA SEVGİLİ ARKADAŞIM VE ÇDD Y.K. ÜYESİ Sn. Özlem GÖKBULUT'UN VERDİĞİ YANIT

From: "ooozlem" <ooozlem@...>
Date: Tue Nov 13, 2007 10:10 am
Subject: Liderlik kavramı üzerine...


Sevgili Ali Bey;
E-postalarıma çok sık bakmadığım için yazınızı yeni gördüm.
Öncelikle üyelerimize mektubumuzu dikkatle okuduğunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ederim . Ulu Önderimiz Atatürk’ün liderliği, bildiğimiz diğer liderler ve derneğimizin “liderlik” kavramı konusundaki ilişki kurarak yazdığınız yazı ve yazının alt metin oldukça anlaşılır ve açık. Söylediklerinize büyük oranda katılıyorum. “Liderlik “ vasfının değil 320 saatle 32.000 saatle bile eğer kişisel özellikleri uygun değilse o kişi için söz konusu olamayacağını tabi ki biliyorum ve biliyoruz.
Ancak sizin yazdıklarınızı okuyunca birkaç küçük bilgiyi ve gerçeği bir kez daha paylaşmanın uygun olduğunu gördüm.
Yaratıcı drama öğretmenliğinin meslek tanımı henüz ülkemizde yapılmadığı için Talim Terbiye Kurulu’ndan program onayını alırken; Kurulunda öngörüsü ve isteği ile Yaratıcı Drama Liderliği/Eğitmenliği kavramı uygun bulunmuştur. Tabi ki bu doğrudan Talim Terbiye’nin fikri değil diğer ülkelerde de söz konusu olabilen bir kavramdır. Dramanın yerleştiği ülkelerde “Drama öğretmeni” kullanılırken aynı şekilde “oyun pedagogu”, “Tiyatro ve oyun pedagogu”, “drama lideri” vb . gibi karşılıkları bulunmaktadır. TTK’da da aynı konu (sadece “liderlik” değil “Drama”, “Yaratıcı Drama” ) kurul üyeleri ile tartışılmış onların önerisiyle de liderlik kavramının yanına Eğitmenlik kavramı da eklenmiştir. Ancak yılların verdiği alışkanlıkla ve pratik olması nedeniyle sadece “Drama Lideri “ kavramı kullanılmaktadır. Derneğimizden gelen mektupta da bu gerekçeyle bu kadar çok yazmış olmalıyız. Ancak Türkçe’nin güzel kullanımı açısından baktığımızda belki bir tür iş körlüğü nedeniyle fark etmediğimizi fark ettirdiniz. Bunun içinde teşekkür ederiz.
Hatırlatmanın uygun olduğunu düşündüğüm bir başka konu ise Yaratıcı drama (öğretmeni) Lideri/Eğitmeni yetiştirme işini aslında bizim değil YÖK’ün yapması gerektiği. Bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak bu alanı yaygınlaştırma misyonumuzun zaman içinde Lider/Eğitmen yetiştirmeye kadar gitmesi henüz Yaratıcı Drama Öğretmeni Lisans Programının olmaması ile doğrudan bağıntılıdır. Derneğimiz bu konuda çalışmalara başlamış alt yapısı ile uğraşmaktadır. Kısa bir süre önce Milli Eğitim Bakanlığına bağlı birimlere, YÖK’e, Rektörlere ve özellikle Eğitim Fakültesi Dekanlıklarına konuyla ilgili yazımız gönderilmiştir.
Şu anda yürütülen programımızda lise mezunu olan herkes katılabiliyor. Bu nedenle eğlenmek, kişisel gelişim, dramayı yöntem olarak kullanmak yada drama lideri olmak gibi farklı amaçlarla geliyor katılımcılarımız. Tüm bunları göz önüne alarak, seçmede yapmadığımız için elimizden geldiğince 320 saatin içini nitelikli bir biçimde doldurmaya ve alanı doğru yaygınlaştırmak için ilkeli olmaya özen gösteriyoruz.
Ücret konusuna gelince Derneğimiz 9.yönetim Kurulunun en büyük hedefi kendine ait bir mekanının olmasıdır. Sadece kira için verdiğimiz ücret stopajıyla birlikte yaklaşık 5-6 Bin YTL.yi bulmaktadır. Kendi mekanımız olduğunda bu tür spesifik atölyeleri, uluslar arası seminerleri ücretsiz ve ya sembolik bir ücretle yapmak isteği ve heyecanı içindeyiz. Bizim gibi bir derneğe yakışanın da bu olduğunun bilincindeyiz. Ama şu anda bu şartlarda olmak zorunda.
Yazınızda “ bir Psikolog, psikolojik danışman, çocuk gelişimi eğitimi uzmanı kişiyi çalıştıracağımda inanın çok korkuyorlar aforoz edilmekten” ifadesi bize yazdığınız bir şey mi anlayamadım. 4 yıllık üniversite mezunu yetişkin bireyler kendi kararlarını verebilecek yetkinlikte olmalılar diye düşünüyorum. Sadece katılımcılarımıza söylediğimiz tek bir şey var.”Lütfen süreci tamamlamadan alanda çalışmaya başlamayınız. “Eğer 3,4,5 aşama yeterli olsaydı program da o kadar sürelik olurdu. Proje yapılmazdı. Zaten asgari düzeyde bir eğitim. Bir de yarım yamalak bilgiyle alana girmeleri hem çalıştıkları kuruma, hem kendilerine hem de alana zarar verir. Bu konuda ki ilkeliliğimizi onlara ağır geliyorsa diyecek hiçbir şey yok. Yanılıyor muyum? (ifadenizde neyi kastettiğinizi tam olarak anlayamadım aslında)
Son olarak liderlik konusunda yazdıklarınız bizimde uzun süredir tartıştığımız tam içimize sinmeyen ama başka biçimde de formüle edemediğimiz bir kavram. Dolayısıyla teşekkürler katkılarınız için. Ancak hem eleştirip hem niçin bu kadar savunma yapmak zorunda kadınız ki. Derneğimizin üyesi olarak tabi ki eleştiri ve söz hakkınız var. Bunları söylediniz diye dernekten atılma ihtimaline varan ifadelere ne gerek var. Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemekse sadece, biz üzümü paylaşarak yiyebilecek düzeydeyiz zaten.
Unutmadan edebiyat komisyonuna ben de gidemiyorum zamansızlıktan, genç arkadaşlar çok iyi işler yapıyorlar orada. İstediğiniz zaman dahil olabilirsiniz.. Konuk demiyorum çünkü bu dernek hepimizin. Şiir dinletisine gelince bu önerinizi de komisyondaki arkadaşlarım seve seve değerlendirip organize edeceklerdir. Sadece orada değil tüm etkinliklerimizde birlikte olmaktan mutluluk duyarız.
Sevgi ve selamlarımla....


Ö.Özlem Gökbulut.
ÇDD Yönetim Kurulu Üyesi


 

 

YANITA YANITIM:

Sevgili Özlem öğretmenim merhaba;

Mailime verdiğiniz yanıt için öncelikle teşekkür ederim.

Üyesi olmaktan onur duyduğum derneğimize yeterince katkıda bulunamamış olmanın üzüntüsü içerisindeyim elbet. Ancak bu maili yazarken amacım öncelikle mail grubuna bir dinamizm getirmek, entelektüel tartışma ortamı yaratılmasını sağlamak, doğru ya da yanlış, farklı bakış açılarıyla tanışmak…

Demokratik Kitle Örgütlerinde olması gereken de budur. Gereğinde farklılıkları fark etmek ve farklı düşüncelerle beslenerek zengin bir yaşam kültürü oluşturabilmek. Bu yüzden de ciddiye aldığım için Derneğimizi, yönetim kurulundan en yeni üyemize kadar değerli, anlamlı oldukları için yazdım.  Amacım üzüm yemek, bağcı dövmek değil elbette. Yazı yazmaya başlayınca coşuyor insan, ben de coştum herhalde.

Derneğimizin, derneğimizin amaçları doğrultusunda, ülkemizin, ulusumuzun gelişimi için “Bir tuğla da benden…” diyenler gibi gelişmesi için “bir mum da ben yakmaya” her zaman hazırım.

Saygılarımla,

Ali Ulusoy, 13 Kasım 2007