ANA SAYFA

Düşünce Atölyesindeki Diğer Yazılar
   
   
   
   
   
   
   
 
     
   
     
   
   
   
   
   
   

 

 

 

                              

         

MAZERET YOK – HAYDİ İŞ BAŞINA

 Bir öğrenci pazarda çalışabilir. Bir günlük çalışma ile hem bir yandan alışverişi öğrenirken diğer yandan da insanlarla daha sıkı bir iletişimde bulunur.

 Pazarda çalışmak dedim de… Çok kolay ve sıradan bir iş gelmesin sakın. Sabahleyin tezgahın kurulması, akşamleyin tezgahın toplanması başlı başına bir törendir adeta.

 Sabah müşteri gelmeden gidersiniz pazara… Diğer satıcıların bir kaçı gelmiş diğerleri de gelmek üzeredir. Merhabalaşılır ama çok konuşulmaz. Tezgahları kurmak, ürünleri kutusundan, çuvalından çıkarmak, müşterinin beğeneceği gibi tezgaha dizmek gerekir. Bu işlem yarım saat ile bir saat arasında sürer. Artık ürünler tezgahın üstünde, tartı aleti hazırlanmış, para önlüğü giyilmiştir.

 Müşteriler ise daha henüz kahvaltılarını etmişler birazdan geleceklerdir pazara.

 Pazarda diğer tezgahlarda hangi ürünler satıldığına bakarsınız. Çünkü fiyat belirlerken ürünlerin ne kadar çok yada az olduğu dikkate alınır. 

Etiketler yazılır. Akşama doğru pazarın kapanmasına yakın fiyatlarda bir düşme olur. Satılmaya gelenlerin elde kalmaması için “hepsi şu liraya“ denir bazen.

 Fiyatlandırmanın nasıl yapılacağını, zabıtalarla nasıl geçinilmesi gerektiğini, diğer satıcılarla olan olumlu ve olumsuz diğer diyalogları, ürünlerin tezgaha ya da rafa nasıl dizilmesi gerektiğini, müşterilerin psikolojilerini, kendi sesinizi ve beden dilinizi kullanmayı, çalışma saati süresince dinamik kalmanın gereğini, para üstü vermeyi, paket yapmayı, poşete koymayı, satış aşamasından önce ürünün alınması ve pazara getirilmesi, kalan ürünlerin ve satışa yardımcı malzemelerin geri götürülmesi gerektiğini pazarda öğrenirsiniz.

 Terme pirincini, Ayaş domatesini, Adana karpuzunu, Taşköprü sarımsağını, İzmir üzümünü tanır, Ayşekadın fasulye ile çangal ve boncuk fasulyeler arasındaki farkı edersiniz.

 Aslında pazar insanın kendisini, mevsimlik ürünleri ve diğer insanları tanıma yerleri değil midir?

 Bir üniversite öğrencisi haftada bir gününü bu şekilde değerlendirse hem cep harçlığını kazanır hem de sayıp durduğumuz yararları edinmez mi?

Bu işe başlamak için tanış mı gerekir? Belki gerekir ama pazara gidip, temiz, abartısız bir giysi ile, güler yüzümüzle önce bir gözlem yapardım ben olsam. Kim var, kim ne satıyor, hangisinin yanında çalışabilirim diye.

 Gözüme kestirdiğim satıcı ile konuşmayı denerdim. Ancak konuşma işini, müşterilerin yoğun olmadığı, satıcıların bunalmadığı anda yapardım.

 Bir üniversite öğrencisini tercih ederler mi? Evet ederler. Neden etmesinler ki? Yeter ki içten, saygılı, net konuşabilin.

 "Merhaba ben yarım saattir sizi gözlüyorum. İşinizi severek yaptığınız belli. Bende X üniversitesinde Y bölümünde okuyorum. 2. sınıf öğrencisiyim. Ailem Mersin'de yaşıyor. Hem hafta sonumu değerlendirmek, hem işe yaramak hem de kendimi geliştirmek istiyorum. Eğer uygun görürseniz sizinle ya da sizin uygun görebileceğiniz bir satıcının yanında çalışmak istiyorum. Üniversite öğrencisi olduğum için çok fazla bir beklentim yok açıkçası. Siz kazanacaksınız ki bende kazanayım. Değil mi? Üç beş kuruş elime geçerse hem aileme de o oranda az yük olurum. Ne dersiniz bu hafta size yardım edeyim mi? Bu hafta için ücret vermeyin. Ben size yardım etmek istiyorum."

 Böyle bir konuşmanın geçmesi halinde mutlaka kapının biri size açılacaktır.

 

-         Bir Pazar günüm var zaten

-         Pazarcılık yaptığım duyulursa mahcup olurum. Ailem arkadaşlarım ne der

-         Pazarcılar kaba olur zaten

-         Kabul etmezlerse üzülürüm

gibi bir çok soru veya düşünce sizi harekete geçmekten alıkoyabilir. Bunları yenip bir adım attığınız zaman işinizi kolaylamış olacaksınız.

 

         Evet bir gün dinlenmek var ama kazandıracakları da var, hem de oldukça fazla. Kendinizi geleceğin usta satıcısı yapmak için önünüze gelmiş ya da sizin çıkardığınız büyük bir fırsat.

 

         Pazarcılık yapmak utanacak bir şey değil ki kim görürse görsün, kim ne düşünürse düşünsün. Çalışarak para kazanmanın da bir ayıbı yok.  

         “Pazarcılar kaba olur zaten” genellemesinin ne kadar yanlış olduğunu sizde biliyorsunuz. Her meslek grubunda farklı özellikte insanlar olabilir.

          Pazarcı esnafının sizin çalışma isteğinizi kabul etmediğinde üzülürmüşsünüz. Neden üzülüyorsunuz… Zamanı geldiğinde üzüleceklere şimdiden üzülmenin bir anlamı var mı? Ön yargılardan uzak kalabilmek için kendinizi değiştirmekte yarar var.

          Pazarda çalışma fikri sadece bir fikirdi… Çevrenizdeki bir çok işe bunu uygulayabilirsiniz. Uygulamaya çalışmaktan ne zarar görürsünüz? Bence deneyiniz.

          Bir üniversite öğrencisi neden boya badana yapmayı öğrenmez ki? Yüz metrekare bir evin kaç liraya boyandığını bir sorun çevrenize.

          Aile bütçesine katkıda bulunmak için ne çok fırsatlar var aslında. 

         Şikayet etme ama değiştirmek için bir şey yapmama kültürümüzü gözden geçirmekte yarar var.

 

         MAZERET YOK… Haydi iş başına!

 

         Nasıl olsa ileride kendi oturduğumuz evimiz olmayacak mı? Alçı sürmeyi, vida sıkıştırmayı, zımpara kağıdı kullanmayı, merdiven kullanıp tavana yükselmeyi, mala ile köşelere kesme yapmayı öğrensek bizim için zararı olur mu? Ayrıca hem bunları öğrensek hem de harçlığımızı çıkarsak daha iyi olmaz mı?

Av. Ali ULUSOY, Eylül 2007