|
NE KADAR TEMBELİZ BİR BİLSENİZ
Evet ne kadar tembeliz bir bilseniz.
Hele ben… Ben yok mu ben… ne kadar tembelim.
Gittikçe duyarsızlaşan toplumun bireylerinden biri
olmak yerine; her an yenilenen, tazelenen bir
toplumun üretken bir bireyi olmayı öyle arzu
ediyorum ki…
Kendini daha da geliştiren, ifade etme
yeteneğini sürekli arttıran biri olsaydım ne güzel
olurdu.
Peki kendisine sürekli yatırım yapma
isteğinde olan bana yardımcı olan kaynaklar yok mu,
ya da bulunamayacak yerde mi, ya da pahalı mı? Asla,
asla, asla…
Kendisini geliştirmek isteyen kişiye o
kadar değişik olanaklar var ki. Örneğin şu an
dördüncü sayısı yayınlanmış olan “Okul Öncesi Eğitim
Kurumları Bülteni”, Milli Prodüktive Merkezi’nin
“Anahtar” adlı dergisi, Oluşum Tiyatrosu ve Drama
Atölyesi tarafından yılda dört kez yayınlanan
“Oluşum” adlı bülten ücretsiz olarak masama gelen
çok güzel yapıtlar. Ha bu arada “Okul ve Aile” adlı
dergiyi de saymalıyım. Bunun aylık ücreti de bu
aydan itibaren bir milyon lira. Sistem Yayıncılığın
Doğan Cüceloğlu’nun yöneticiliğinde çıkardıkları
“Geliştiren Kitaplar Dizisi” kaçırmadığım kitaplar.
En son bu yayın evince yayınlanan Roz Towsend’e ait
olan “Öğrenme Zenginliği” ve “Okuma Zenginliği” adlı
kitapları ve çok beğendiğim yazar olan Og
Mandino’nun “ Onikinci Melek” adlı kitabını herkese
öneririm.
Geçen gün Kumrular Sokak’tan geçerken
yolda korsan kitap satan bir kitapçıya bir bayan
Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı” adlı kitabını
sordu. Satıcı ne yanıt verdi biliyor musunuz? Dedi
ki; “Hanımefendi bu kitap daha yeni yayınlandı.
Yayın evi de biraz kâr etmeli. Hemen korsan baskı da
yapılmaz ki…” Satıcı ben ve kitabı soran bayan hep
beraber güldük.
Tembelim demiştim ya neredeyse konuyu
dağıttım. Kaç kez elime kalem alıp, Okul Öncesi
Eğitim Kurumları Derneği Bülteni’ne teşekkür mektubu
göndermeyi düşündüm. Aslında bundan önceki her
sayısında bu girişimde bulundum ve hatta yazdım
bile. Ama gönderemedim. Tembelliğimden ben de
şikayetçiyim. Oysa ben de bir bülten çıkarıyorum.
Bir yayın organı çıkarmanın, bunu düzenli olarak
devam ettirmenin ne denli zor olduğunu elbette
biliyorum. Çıkardığım bültenin olumlu yansılarını
görmek beni ne kadar mutlu ediyordu oysa.
Sanırım şimdi bu tembelliğimi yeneceğim.
Bu yazıyı göndereceğim. Tabi bu arada önemli (!) bir
işim çıkmazsa… Aslında ne kadar çok önemli (!)
işlerle uğraşıyoruz bir bilseniz. Sıradan işlere pek
vakit kalmıyor. Galiba bu kez tembelliğimi
yeneceğim. Siz ne dersiniz?
Ey bu bültenin okuyucuları, masanızın
üzerine iki ayda bir gelen, pırıl pırıl baskısıyla,
en içten yazılarla donanmış bülteninize sahip çıkın.
Sizde benim gibi tembellikten mi yakınıyorsunuz?
Sizde benim gibi duygularınızı hemen paylaşın ve
bülteninize katkıda bulunun. Zira ben kendimi,
çalışanlarımı eğitmede bu kaynaktan oldukça
yararlanıyorum. Size teşekkür ederim.
Sahi ben ne diyecektim… Eğer Derneğiniz
“Etkili İletişim becerileri” adlı bir kurs açarsa
bende katılmayı düşünebilirim. Sağ olun Nazan Hanım,
sizin editörlüğünüzdeki bülten için Dernek Yönetim
Kurulu’na teşekkür ederim.
“En çok önem taşıyan şeyler, asla önem
taşımayan şeylerin merhametine kalmalıdır.” Geothe
Av. Ali Ulusoy - 1997
|