|
OĞLUM BARIŞ'A VE TÜM
GENÇLERE...
Bulunduğumuz yerden memnun muyuz? Genel eğilim
memnun olmama yönünde. Kimileri yaşlarını olduğundan
büyük söylerken, kimileri de yaşlarını küçültme ya da
belirli bir yaşta dondurma eğiliminde…
Çocuklar biran önce büyüme telaşındalar, ah bir
onsekiz yaşlarına gelebilseler… Çünkü ergin, diğer
bir deyişle reşit olabilecekler… Reşit olunca da
onsekiz yaş sınırlamasından kurtulabileceklerini
düşünürler.
Ah bir reşit olsalar… Elbette olacaklardır, kimse
bulunduğu yaşta kalmıyor nasıl olsa. Bir onsekiz
yaşlarını tamamlasalar göstereceklerdir
anne-babalarına belki de günlerini.
Her kuşak bir öncekini modası geçmiş görür. Öyle ya
“onların zamanında şöylemiş te, böyleymiş te…
Onların zamanında değiliz" derler. Genellikle kendi
ana-babaları anlayışlı değildir, hoşgörülü
değildir. Ama ya arkadaşlarının anne-babaları öyle
midir ya? En iyisi büyümeli de kurtulmalı, diye
düşünülür, bu insan boğan atmosferden.
Mark Twain “Ben ondört yaşımdayken babam o kadar
cahildi ki, yanımda durmasına bile dayanamazdım. Ben
yirmibir yaşıma geldiğimde babam o kadar çok şey
biliyordu ki, yedi yılda bunları nasıl öğrendiğine
şaştım” der.
Aslında babalarına biraz zaman tanısa çocuklarımız,
gençlerimiz babalar, anneler öğrenecektir. Ya da
çocuk ve gençler aslında babalarının da tamamen
bilgisiz, çağdışı düşünceleri olan, işe yaramaz biri
olmadıklarını öğreneceklerdir. Zaman… her şeyde
zaman en güzel ilaç.
Bindokuzyüzyetmişli yıllarda İzmir’de üniversite
öğrencisiydim. Siyasi olayların ülkede en çok olduğu
yıllardı. Bizler de bir şeylere karıştık. Gençtik,
bizlerin de kanı deli deli akıyordu. Bir yanımızla
ülkeyi bulunduğu yerden daha iyi yerlere götürmek
gibi amacımız vardı. Kendini feda edecek kadar
seçiminin peşinden giden arkadaşlarımız oldu. O
dönem içinde boykotlar, yürüyüşler, forumlar
sırasında “Para babalarına hayır, baba paralarına
evet” diye bir slogan üretmiştim.
“Büyükler olmasa, ama bize sağladığı, sağlayacakları
olanakları olsa” diye düşünebilir gençler…
Biz çocuklarımızı, gençlerimizi onların
sandıklarından daha çok seviyoruz. Evet harikalar,
onlar kadar dinamik, hareketli değiliz ama bizim de
coşkumuz var. Biz de güzel bir müziği dinlemenin,
iyi donatılmış bir sofrada ki yemeğin tadını
biliyoruz. Bizim de yarınlara ilişkin umutlarımız,
düşlerimiz var. Gerçekleştiremediğimiz değişim,
dönüşümlerin ileride mutlaka gerçekleştirebileceğini
biliyoruz.
Sizin deyişinizle, biz dinozorlar…
Herkes gibi kendi payımıza düşen acımızı çektik,
çekiyoruz. Yaşamdaki bilim ve teknik konusundaki
ilerlemelerin hepsine yetişemediğimiz doğrudur.
Artık merdivenleri atlaya atlaya çıkamadığımız da
doğrudur.
Ama biz insanı genellikle sizden daha fazla
tanıyoruz. Sizden daha çok kaldık bu dünyada. Acıyı
daha erken tanıdık, ateşi ve ihaneti gördük…
Gücümüze ve güçsüzlüğümüze şaştık…
Gençşer, sizi elbette çok seviyoruz. Çünkü varsınız, bizden
farklısınız. Bizden geldiniz ama kendinizsiniz.
Başarılı, mutlu olmanız, insanlar içinde utanmadan
yapabileceğiniz bir mesleğiniz olsun diye kaygımız.
Elbette siz de kendi hayatınızı yaşıyorsunuz ve her
konuda aynı düşünmek zorunda değiliz. Çarpım
tablosunu öğrendiniz nasıl olsa, sayıları çarpın kapıyı
değil… Saatiniz var, zamanı takip ediyorsunuz. Anne ve
babanıza da zaman ayırın. Arkadaşlarınızla birlikte olmak
istemenizi anlayabiliyoruz. Ancak bizim yaşımızdaki
kişilerin çoğunun anne-babaları teker teker gitmeye
başladı. Sizinkiler de gidecek… şu anda zaman varken
sana sarılmak istiyoruz. Doya doya sevmek…
HER GÜNÜNÜZ İSTEDİĞİNİZ GİBİ GEÇSİN!
Av. Ali Ulusoy
|