|
KÖK
– ÇOLUK ÇOCUK DERGİSİNDE BİR YAZI ÜZERİNE: ÜNİVERSİTE MEZUNU
MU LİSE MEZUNU MU?
Bir
dergide arkadaşımın Çoluk Çocuk Dergisinde Özel Kreş Yuva ve
Anaokullarına Kız Meslek Lisesi mezunlarını tercih
ettikleri ile ilgili bir söyleşi yayınladı.
Anakara Üniversitesi okulöncesi
öğretmenliği bölümü 4. sınıf öğrencisi gönüllü
çalışmak için şirketimize tanışmaya gelmişti.
Yanında Gazi Tıp Fakültesi öğrencisi arkadaşıyla…
Bu haberden bahsettiler. Bende Nebahat
Hanım’ın ne demek istediğini kendimce anlatmaya
başladım.
Konuşmalarımız sürerken kendiside Hacettepe
Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği mezunu olan ve
Giresun’da görev yapan, okuloncesiegitim.org
sitesinin de kurucusu olan Tamer Bey ve Ankara
Üniversitesi Ev Ekonomisi Y.O. mezunu olan ve iş
bulamadığından yakınan bir bayan arkadaş geldi.
Benim dışımda herkes çok kızgın ve böyle
bir yazının yayınlanmış olmasından kaynaklanan
üzüntü içindeydiler.
Önce her üniversitenin eğitim kadrosunun
Ankara’dakiler kadar zengin olup olmadığını sordum.
Aldığım yanıt taşra üniversitelerinde bir tane bile
profesörü olmayan okulöncesi öğretmenliği
bölümlerinin olduğu şeklinde idi. Tek bir
üniversiteyi değil, tüm üniversiteleri birlikte
düşünmeliyiz.
Üniversite öğrencileri haftada bir gün
gözlem stajı yaparken KML öğrencileri ise haftada üç
gün gözlemde bulunuyorlar. Arkadaşlarda teorik
olarak çok fazla bilgiyle donandıklarını ve bir
miktar pratik eksikliklerinin olduğunu kabul ettiler
zaten.
Tamer Bey, esas sorunun yukarıdakiler
olmadığını, az ücret vermek istemelerinden
kaynaklandığını söyledi. Dediklerinde haklılık payı
vardı. Ancak doğru değildi.
Daha bir gün önce üniversite mezunu ve
drama kurslarına katılmış olan arkadaş bir tanıdık
aracılığıyla kuruluşumuza gelmişti. Bir tiyatrocu
arkadaşı bir merkez kurmuş ve ona haftada 1,5 gün
çalışmasını ve bunun karşılığında da 500 YTL
alabileceğini söylemiş. Bizim arkadaşta kabul
etmemiş. “Çünkü benim sırtımdan para kazanacaklar…”
işte buradaki çarpık anlayışı ben anlayabiliyorum.
Özel sektörün öcü gibi gösterilmesinden, ticari
işleyişi bilmemekten kaynaklanan bir durum. “Ancak
sizin arkadaşınız size çalışmayı önerdiği 3 okulu
bulmak için kim bilir ne çabalar harcamıştır” dedim.
“yok o tiyatrocu çevresi vardı zaten” dedi. O
çevrenin nasıl yaratıldığı, donanımın nasıl
kazanıldığı konusunda fazlaca kafa yormamış, yormaya
da niyetli değildi. Geçen yıl drama eğitimcisi
olarak çalıştığı anaokulunda yönetici değişmiş,
bizim kızımızda oradan olumlu yanıt beklerken şimdi
açıkta kalmış, tiyatrocu arkadaşına da “Hayır”
dediği için sanki bir ölçüde pişmandı. Bu arkadaşta
bir okul öncesi eğitimcisi idi.
Büromdaki tartışmalar sürerken, master
yapan ancak iş bulamayan arkadaşa belki destek
olabilir, yarı zamanlıda olsa iş seçeneği
sunabilirim diye boş zamanlarını sordum. Haftada 3
gün zaman ayırabileceğini bunun için ne kadar ücret
düşündüğümü sorduğumda da 800 YTL dedi. Ankara
koşullarında ve mevcut birikimlerini göz önüne
alarak o konuşmayı sonlandırdım.
Her ne nedenle olursa olsun bir çalışana
asgari ücretin altında bir ücret verilmesini ahlaki
bulmuyorum.
Üniversitelerimizde öğretmenliğe
hazırlanıyor gençlerimiz. Ancak yaşamın gerçeklerine
hazırlanmakta bir takım eksiklikler var sanırım. Bu
kendilerinden de, duyarsızlıklarından da,
gelecekteki hamleyi düşünmemelerinden de
kaynaklanıyor olabilir.
Evet neden KML mezunları tercih ediliyor
buna gerçekten kafa yorulmalı.
Bir lise mezunuyla üniversite mezunu arasında işe
başlama anında yaş farkı vardır. Lise mezunundan 4-5
yıl daha fazla dünyada kalmış, eğitim almış, farklı
çevrelerden gelen öğrencilerle birlikte olmuştur.
Elbette fark olması gerekir.
Ancak bir KML mezunu da işini seviyorsa
yaptıklarını önemsiyorsa, kendini geliştirmeye
eğilimli ise olduğu yerde saymaz.
Kimi lise mezunu vardır ki, üniversite mezunu bir
çok kişiden daha olgundur. Üniversiteye sadece
diploma almak için gidenle, üniversal eğitim, sosyal
zenginleşme, bağımsızlaşma, özgürleşme için gidenler
arasında oldukça büyük fark vardır. Elbette
üniversite mezunun önceliği vardır. Ancak okulu
bitirmiş diplomasını almış olmasına rağmen birey
olamamış ya da öğrenci psikolojisinin üzerine iş
arama – işsiz kalma ve çalışma psikolojisi arasında
gezinen üniversite mezununu kim ne yapsın.
Kendinde bir şeyler olduğunu, çalıştığı kuruma
katacak çok şeyi olduğunu gösterebilen kişi kısa
zamanda işi kapar. Kısa zaman o kadar kısa ki, iş
görüşmesi için kendine ayrılan süreyi doğru
kullanamayan, öncesinde kendisini iyi hazırlamamış
kişi hemen kaybeder.
Üniversite mezunu arkadaşlarım genellikle mezun
oldukları zaman iş bulamayacakları düşüncesiyle yola
çıkıyorlar ve bekli de bu noktada kaybediyorlar.
İşveren çoğunlukla diploma aramıyor, sahip olduğu
diplomayı hak eden yetkinliğe ulaşmış ya da kısa
zamanda ulaşacağı konusunda ışık veren kişileri
arıyor.
“Elbette işveren çok ücret vermek istemiyor.”
Düşüncesinde de haklılık payı var.
İşverenler de melaike değil, onlarda çalışanları
gibi cins cins. İşi bileni var bilmeyeni var. İnsan
yönetmeyi becerebilen var beceremeyen var. Problem
çözücü işverende var, problem yaratan işverende.
Aslında nasıl işveren çalışacak olanı seçecekse,
çalışan adayı da işvereni seçmelidir. Sırf üç kuruş
fazla diye uzun vadede daha yararlı olabilecek
işyerinden vazgeçilmemelidir.
Fırsatlar her zaman farklı şekilde karşımıza
çıkabilir ama neden zaman kaybı olsun ki?
Bir dergide yayınlanan bir yazıdan ya da bir
saptamadan yola çıkarak bakın ne çok konuştuk. Artık
susalımda çalışanlar iş başına geçsin.
Ali ULUSOY, Ekim 2007
|