|
bir gün ayrılırsak bak fena olur
Bütün ışıkları aç ben geliyorum, koşa koşa hem de, yaşlanınca
ayaklar nasıl koşarsa öyle işte... Hiçbir ışığı yakmana gerek
yok aslında yüzündeki gülümseme yerinde duruyorsa hala.
Gülümsemeleri sürekli kılabilmek için bir ilaç keşfedilmedi
henüz… Keşfedilmeyi bekleyip de keşfedilememiş tüm çiçekler
gibi durma orada haydi gel buraya.
Türk Medeni Kanununun dörtyüzbeşinci maddesindeki şartlar
oluştu bir yerlerde ve “akıl hastalığı ve akıl zayıflığı
nedeniyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için
sürekli yardım gereken her ergin kısıtlanır” hükmü gereğince
bir ergin kısıtlandı göz göre göre. Ben durdum ve ağladım,
ağlaması gereken bendim çünkü. Sürekli korunması gereken
birinin babası oldum Sulh mahkemesinin 2007 / 1155 sayılı
kararıyla. Mahcurun babasıyım artık, kendisi de bir kısıtlı…
İkiyüzelli lira verirsem ve de bir de sigorta yaptırırsam
şirketimde çalışmaya aday bir şairin babasıyım ben. Bir ay
çalışıp da aldığım parayı bayramda bir iki günde kazandım diye
sevinen yakışıklının…
Şiir konuşsun ben susayım da, sen bu yazıyı yazıldıktan kaç
bin gün sonra okuyacaksın kimbilir… Akgün Akova’nın şirlerini
armağan ediyorum sana ey okuyucu, benim sözüm bitti.
ÖPÜŞEN ÇİFTLERİ ALKIŞLAMA EKİBİ
ara sokaklarda aralıksız öpüşüyoruz
duvarların karnında " dudak grevi bitmiştir " yazıları
akrep yelkovana yeğeni yengeci tanıştırırken
yan piri yan piri de
yan piri yan piri
beyinleri vav lekeli adamlar
evlerin damlarına dayayıp falçataları hırtça
genişletip cadde yapma peşinde
hışırtılı ara sokakları
onlara ayaz
biz iki sersevi
ara sokaklarda aralıksız öpüşüyoruz
dillerimiz hoşhoş
keyfimiz gıcır porno
ve Lili Marlen'i vurduklarını haber alıyoruz Hong Kong'da
şarkılardan çıkıp niye oralara gitti Lili, bilmiyoruz
son sözlerini veriyorlar akşam haberlerinde
- Be..ni ö..pün.
YAĞMUR BİZİ İZLİYOR SEVGİLİM, YALNIZCA BİZ
Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği'nden dönüyorum
bir yanıp bir sönüyorum
yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
yalnızca biz geçmişi yaktık, yalnızca biz
bir şemsiyeye çarpıp batan bir teknedeydik, eğildik
eğildik ve iplerimizi çözdük
sonsuz ipli uçurtma şenliğine dönüştü birlikteliğimiz
yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
ağzımız sürükleyip götürüyor çalar saatleri
en tehlikeli odalarındayız otellerin
Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği'nden dönüyorum
bir yanıp bir sönüyorum
yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
yalnızca biz bayrakları yaktık, yalnızca biz
gözyaşı şişelerine çarpıp kırılan bir ülkedeydik, sevdik
sevildik ve kire pasa direndik
yeniden sevdalanıyorum sana bunca kaçak günlerden sonra
yağmur bizi izliyor sevgilim
bir bardak yeryüzünde yeniden fırtına
UZUN KANATLI KUŞ SÜRÜLERİ DİLİYORUM SANA
aşk çılgınlığının köprülerinden geçelim seninle
sevgilim, yaban otları arasında bulduğum yeşim
yüreğimdeki su birikintisinde okyanusu arayan nehir
sevgilim, unutmabeni çiçeğinin tuttuğu günlük
gözlerimle sarıldığım kuğu bulutlu gökyüzü
ellerini ayrılıklardan kaçırdığım
dalgın deniz feneri duruşlu
ilkbaharda gezinen sis saçlı sevgilim
mevsimlerin ilkokulundan kışı silelim seninle
yaz yağmurlarına yakalanalım
kumsalında sevişmek istediğin Kız Kalesi'nin önünde
açık hava sinemalarının yıkıntılarında uyuyalım
yer gösterici uyandırsın bizi
gözümüze sıktığı el feneriyle
"hadi kalkın sevdalılar,
Aşk Hikayesi filminde oynayan çift yaşlanmış,
seyirci sizi görmek istiyor!"
binlerce, onbinlerce kemanla çağırdığım dolunay
elektriğin gümüş suyuna ışığını değdiren yıldız
yeraltı kentimde biten güzelavrat otu
geçmiş sevdalarımı erittiğin geceler için
yeniden birini sevmenin ne olduğunu anımsattığın
yüzümde tahtlar devirdiğin,
saraylar yıktığın için
düşlerinin içinden geçecek
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana
ve severken seni,
sevdikçe seni
hep çocuk kalacağım, biliyorum
YALNIZCA KANATLARINA GÜVEN
aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim
sırt çantalı bir duman gibi
bir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi
istemediğimiz yerlere giderse aşkımız
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven
kendi yarattığımız boşluğun ucunda
sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam
ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman
yürüdüğümüz yollar daralırken
çökerken altımızdaki merdivenler
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven
sevdalılar bilir
bir kuş yağmurudur ilkbahar
sevmeyi beceremeyenlerin koyduğu yasaklar
çözülüp gider çocuk gölgelerinde yazın
ve ağzımızın içinde dağılır aşk
sapsarı bir şeker gibi erirken sonbahar
bitmeyen bir kıştan söz açılırsa sevgilim
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven
elimi uzattığımda sana gemileri göstermek için
dümende kan kokusuyla bayılmış bir kaptan
ateşin yüreğine sürüklenen bir ülke ufukta
ve çekirge sürüleri yolcu bavullarından çıkan
sevgilim
dökülürken tüyleri
savaş uçaklarına çarpan güvercinlerin
her gün değişen atlasların içinde tara saçlarını
ve yalnızca kanatlarına güven
götürürlerse bir gün beni ellerim iplerle bağlı
şiirlerimin bilmediği yerlere ve hiç kimsenin
alnımdan fırlayacak göçmen bir kuş gibi dur
dünyanın paslanmış sırtında
ve bensizliğe havalanırken
korkma sevgilim
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven
BAK FENA OLUR
bir gün ayrılırsak
sevilmekten eskimiş bir renk sanırım kendimi
gözbebeğime bakarım senin yüzüne özgü
gece gece
abone olduğumuz o parkta bulurum kendimi
köşe bankta sırt üstü yatıyorumdur
söylemem gerek mi bilmem, zırlıyorumdur
rıhtımlar dolusu narçiçeği sen
birkaç ton körkütük ben
bir öyle bir böyle sanıyorumdur kendimi
bir gün ayrılırsak
gülkurum, çılgın diye an beni
de ki bulutlanarak, onu sevdim gibi
kellesi kulağı düşüktür şimdi ayrılmışlıktan
göğün beline keman teli sarıyordur
her zamanki gibi
de ki
kulağına doldurduğu denizler seslenip gidiyordur
sözcükleri muz gibi soyuyordur ortalık yerde
yine Şiirzade Akgün Efendi sanıyordur kendini
bir gün ayrılırsak
dövünen çok olur, sevinen daha da çok
takla atanlar olur haber üstüne
göbek atanlar
ülseri azanlar olur
bir gün ayrılırsak
bak fena olur
“Bütün ışıkları aç ben geliyorum, koşa koşa hem de, yaşlanınca
ayaklar nasıl koşarsa öyle işte... Hiçbir ışığı yakmana gerek
yok aslında yüzündeki gülümseme yerinde duruyorsa hala.
Gülümsemeleri sürekli kılabilmek için bir ilaç keşfedilmedi
henüz… Keşfedilmeyi bekleyip de keşfedilememiş tüm çiçekler
gibi durma orada haydi gel buraya.” Ali Ulusoy
|