Okuduğum bir kitabın
içinde beni en çok etkileyen cümlelerin altını çizerim.
Yine bir kitaptan bir cümlenin altını çizmişim:
“Eğitilebilir olun!...”
Eğitilebilir olmak
hazır olmayı gerektiriyor. Kolay mıdır, eğitilebilir
olmak... Hayır hiç de değil. Önce bunu istemek
gerekiyor. Eğitilmeyi istemek, cesaret gerektirir! Çünkü
bunu yürekten istediğinizde daha öğrenecek çok şey
olduğunu baştan kabul etmişsiniz demektir. Eğer her şeyi
bildiğinizi düşünüyorsanız ne acı ... Öğrenecek bir şey
kalmamışsa yani, ne kadar üzüntü verici bir durum değil
mi?
Bir kitap okuyan kişi
“Herşeyi biliyorum” sanırmış,
iki kitap okuyan kişi ise “Bilmediğim şeyler var”
dermiş,
üç kitap okuyan kişi ise “Hiçbir şey bilmiyormuşum!”
dermiş.
Siz hangi grupta yer alıyorsunuz..?
“Danışmanlık
istenmelidir. YARDIMA İHTİYACINIZ VARSA İSTEYİN. YOKSA
KANITLAYIN!”
Unutmayın;
eğitilebilir olmaya söz verdiğinizde, her tarafta
danışmanlar görürsünüz.
Konuştuğunuz herkesin
size bir katkıda bulunabileceğini bilmek güzel olmaz
mıydı? O halde herkesin katkısından yararlanmayı
bilmeliyiz.
Peki tam da şimdi
öğretmenlerimizden bahsetmenin sırası değil mi? Bize
emek veren, bizi yetiştiren, okutan öğretmenlerimize
teşekkür etmenin zamanı değil mi?
Kendini geliştiren ve
yaptığı işi büyük bir aşkla yapan, isimsiz
kahramanlardan söz ettiğimi anlamışsınızdır. Bu kişinin
sadece o ünvanı taşıdığı için değil, o ünvanı hakettiği
için eli öpülmelidir. Eli öpülesi öğretmenlerin daha da
çoğalması için çaba göstermek gerektiğini düşünüyorum.
“Haydi Kızlar Okula” kampanyası sırasında Diyarbakır’da
İl Kolaylaştırıcısı – Danışmanı sıfatıyla görev
yaptığımda Öğretmenevi’nin bir salonunda toplantıya
katılan ilçe müftülerinden biri “Neden öğretmenler
durmadan okey oynuyorlar, neden onlar katılmıyorlar bu
toplantılara?” dedikleri zaman diyecek bir şey
bulamamıştım.
Öğretmenlerimizin de
kendilerini geliştirmeleri gerektiğini, mazeretlerin
arkasına sığınmamaları gerektirdiğini, bir eğitimcinin
en büyük görevinin öğrenici olmaktan geçtiğini, öğretme
eylemini sanata dönüştürmenin farklı yollarının
bulunması gerektiğini, bunun için de öğretmenlerimize
görevler düştüğünü düşünürüm.
Ne demiştik
eğitilebilir olmak çaba ister, emek ister.. Bu uğraşımız
sırasında bize rehberlik eden herkese minnettarız.
Öğrenme sürecinde ortaya çıkan sorunlar geldi aklıma
şimdi. Çözümleri bulmak ta bizim işimiz...
Bir sorun
ortaya çıktığında hemen en olumsuzunu düşünmek doğru
mudur? Aslında karşılaştığımız her zorluk bize bir
şeyler öğretir. Sorunları çöze çöze kendimizi daha iyi
tanırız. Hemen olumsuz şeyler düşüneceğimize “EVET SORUN
VAR AMA BEN BUNU ÇÖZEBİLİRİM” desek, diyebilsek nasıl
olur? Olumlu tutum geliştirdiğimiz sürece sorunlara
yaklaşımımız değişecek ve sorunları çözme hızımız daha
da gelişecektir. Kötümser kurbağa olup da süt bakracının
dibine çökeceğimize; iyimser kurbağa olup çözüm bulmaya
çalışsak ve yaşamda kalsak daha iyi olmaz mı?
Haydi !
Ayağa kalkalım. Sorunlardan daha büyük olduğumuzu
kendimize ve çevremize gösterelim. Her çözdüğümüz
problemde kendimize olan güvenimiz daha da artacak ve
kendimizi daha da çok seveceğiz. Haydi ! üzerimize gelen
topları tutalım ve kaleye atalım. Haydi! Sorunların
altında kaygıyla endişeyle kalacağımıza ayağa kalkalım.
Kendimize başarısızlığın verdiği asık çehre yerine
başarıdan sonraki gülümsenin daha bir yakıştığını
söyleyelim. “Mesele düşüp düşmediğinizde değil, bir daha
ayağa kalkıp kalkamadığınızdadır.” Haydi! ayağa
kalkalım.
Sözü uzattım
galiba... Kendi öğretmenlerim başta olmak üzere tüm
öğretmenlere saygılarımı sunuyorum.