ANA SAYFA

Düşünce Atölyesindeki Diğer Yazılar
   
   
   
   
   
   
   
 
     
   
     
   
   
   
   
   
   

 

 

 

                              

 

           GELECEĞE GÜLLER SUNMAK…

 

          Hiç kimse anlamadı beni. Anlamasınlar. Bir sen anlarsın sanmıştım. Çünkü seni de kimse anlamamıştı. Anlamak istemişte de anlamamıştı. Ya da yanlış anlamıştı. Çünkü karanlık ormandım ben. Çünkü kimse güneşi görmeye çalışmak için başını kaldırıp, güneşe bakmayı aklının ucundan geçirmemişti. Bir defa olsun ellerini uzatıp, güneşi avuçlarına alıp sevmeyi kimse akıl edememişti. Çünkü güneş uzaktaydı onlar için ve yakıcıydı. Evet yakardı güneş, avucumuza sığmaz demişlerdi. Desinler, ormanların üzerindeydi güneş. Kime baksam çalıları

görürdü ormanda. Ayaklara dolaşan ve çizen çalıları. Kimse çalıların hemen ötesinde yerlerde rengarenk duran çiçekleri toplamayı akıl edememişti. Sen de dahil. Çünkü orman karanlıktı ve çalıları kanatırdı ayaklarınızı… Çünkü güneş uzakta çok uzaktaydı ve ben o karanlık ormanda yabani bir çiçek gibiydim. Olsun…

 

         “Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.

          Şöyle diyebilirin: Gece yıldızlarla dolu

          Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta”

 

Demiştin bir gün bana, gökte gece rüzgarı şakıyarak dönerken.

 

          “Seviyorum susmanı, yokluk gibisin çünkü,

           sesim sana varmadan işitiyorsun beni”

 

demiştim sana, gözlerin yerlerinden havalanıyor gibiyken.

 

           Şimdi yoktun yeniden. Yoktun alacakaranlık yeniden yitirilirken. “Git başımdan, ben sana göre değilim” demiştin anımsıyor musun? Gitmeye koyulmuştum biliyorsun. Bana “bu yorgun eksik anlamda / acılı şarkılar getirme” demiştin gözlerimin içine bakara. Sen acının eksik yanında duruyordun, sevginin eksik yanında.

 

            “Dur!” demiştin bana. “bir şiir oku da öyle git” insanın sevgilisinin yanında nasıl yürekli olabileceğini sana sormuş ve yanıt alamamıştım.

 

             Radyoda tok bir erkek sesi bir şarkıyı, bizim ilk kez dinlediğimiz bir şarkıyı seslendirmişti. “Neyi gerçek seversen, o kalır, gerisi döküntü” demişti. “Yağmuru da var bunun karı da var” diyerek bildiğimiz şiiri tekrarlamıştın. Dediklerin doğruydu. Ben yola koyulmuştum, sessiz sedasız gidecektim, yağmura ve kara rağmen. Birden “Sevgiler verilmek içindir. Verirlerse de almak içindir” değişin ve birlikte olduğumuz bir şiir aklıma düştü:

 

              “Bu yasaya göre, en büyük acı

              Bitkide çiçek mucizesi yaratan şeyin

              Su olduğunu bilip te

              Sevgi verememek olmuştur ve olacaktır

              Sevgiyi arayan kimseye”

 

Belki de bir şeyler daha söylersin diye bekledim. Bir ses gelmeyince yürümeye başladım. Orhan Veli’nin “Heey/ Ne duruyorsun be, at kendini denize/ Geride bekleyenin varmış, aldırma” deyişi geldi. Atacak deniz ardıysam da bulamadım kendime. Deniz de yoktu atacak kendimi.

Olmasın!

               Uzunca bir süre yürüdükten sonra, yorgunluğunda etkisiyle oturukaldım bir bankın üzerinde. Hiç birlikte bir parkın banklarına oturmadığımızı düşündüm. Beyaz saçlı, güler yüzlü yaşlı bir kadın oturdu yanıma. Konuştuk ordan buradan… Konuştuk saatlerce… sigaralar yaktık ve söndürdük saatlerce. Ne ben ona ismini sordum ne de o bana. Beyaz saçlı, bu bilge kadın torununu almak için ayrılırken bir şiirle veda etti bana:

 

“Unutulmak kolaydır (oğlum) suçlamak kolaydır

aslolan bir gül fidanı gibi

yaşamın yapraklarıyla geçmişin toprağından

bir gün bile yitirmeden bulutlar içinde

Güneşin yolunu

Geleceğe güller sunmaktır

Geleceğe güller sunmaktır.”

 

                 Geleceğe güller sunmak için, içimdeki karamsar havayı değiştirmek için kalkıp yola koyuldum. Şiirlerdeki kadar güzel değildi, kolay değildi. O kalabalık, o kahvehane, o bira bardağı hep bir şeyler anımsattı bana. Oysa kurtulmak istiyordum karamsarlığımdan, hatta seni düşünmekten bile kurtulmak istiyordum. Unutmak kolay değildi. “Kolay değil be ak saçlı yaşlı bilmiş” diye bağırdım o yaşlı kadına, “değil!”.

 Av. Ali Ulusoy - Eski yazılar