|
Kendini Gerçekleştirmek ve Bir Bardak Su İçmek...
“Bir gemi kazası sonunda kendinizi bir adada buluyorsunuz.
Açsınız, susuzsunuz, elbiseleriniz yırtılmış ve hava soğuk.
Bu durumda “elime kağıt kalem alıp, şu adaya gelişimin ve
ilk günlerimin romanını yazayım” diye düşünmez, büyük
ihtimalle açlıkla, susuzlukla, soğuktan korunmayla ilgili
temel gereksinmelerinizi karşılamaya çalışırsınız. Bu
gereksinmelerinizi karşıladıktan sonra, kendinize bir kulübe
yapıp, arkadaş olması muhtemel yırtıcı hayvanlardan
kendinizi korumaya kalkışabilirsiniz. Daha sonra, “Acaba
etrafta başka kimse var mı?” diye düşünmeye başlar ve diğer
insanlarla ilişki kurduktan ve toplumun bir parçası olduktan
sonra, bu toplumun en gözde bireylerinden biri olmayı
amaçlar ve yaşamınızın deneyimlerini yaşantılarını
gerçekleştirmeye yönelirsiniz.”
Biyolojik gereksinmeler karşılanmadan, psikolojik
gereksinmeler karşılanamaz. Maslow, insan güdüleri üzerine
yaptığı çalışmalarda, insan güdülerini bir piramit şeklinde
göstermiştir. Bu piramidin en altında; “Açlık, susuzluk ve
cinsiyetin fizyolojik doyumu”, 2. sırada; “Emniyet, güven,
düzen ve değişmezlik”, 3. sırada “Ait olma ve sevgi”, 4.
sırada “Değer, başarı, kendine saygı”, en üstte de “Kendini
gerçekleştirme” basamaklarının bulunduğunu söylemiştir. Bir
aşamadaki gereksinmeleri karşılamadan daha üst aşamadaki
gereksinmelerin farkına varamayız.
Acaba siz piramidin hangi basamağındasınız? Hangi basamakta
olmayı arzu edersiniz? En üst basamağı mı? En üst basamak
kendini gerçekleştirme basamağına herkesin ulaşabilmesinin
mümkün olmadığını söylüyor yazar: “fakat büyük ressamlar,
sanatkârlar, yazarlar, şairler, filozoflar ve mistikler bu
aşamaya gelerek, yaşamlarının en önemli doruk deneyimlerini
gerçekleştirmiş kimseler arasına girerler. Kendini
gerçekleştirmiş kimseler her zaman şöhretli ve tanınmış
kimseler olmak zorunda değildir; yaşamını son derece anlamlı
gören ve yaşamının her dakikasını doyarcasına yaşayabilen
herkes, ister tanınmış, ister tanınmamış olsun, bu aşamayı
gerçekleştirmiş olarak algılanır.
Bu kişiler hayatın tadını alarak yaşarlar, yaratıcıdırlar,
yaşama gülümseyerek bakarlar. Bu kişiler kendilerini özgür
hissederler; yaşamın karmaşıklığına büyük bir saygı duyarlar
ve olayları yargılamadan olduğu gibi kabul etmeyi
başarırlar.”
Kaçımız yaşamın tadını alarak yaşıyoruz?
Yaşamın hangi tatlarının farkına varabildik, henüz daha
tadamadığımız hangi tatlar var? Birisinin birisi olmaktan
çıkıp bizzatihi “birisi” olmaya karar vermek istiyorsak,
yaşantımızı tümüyle başkalarının insafına bırakamayız,
bırakmamalıyız. Kendimizi geliştirdiğimiz hangi yönlerimizle
gurur duyuyoruz? Hangi yeteneklerimizi daha da
geliştirebiliriz?
Yaratıcı mıyız?
Olayları ve şeyler farklı gözlerle görebiliyor, farklı bakış
açılarıyla değerlendirebiliyor muyuz? Yaratıcılığı sadece
sınırlı alanda hissetmek yerine her alanda kullanabilme
becerimizi geliştirebiliriz. Denenmemiş olanı denemek,
denenmiş olanı farklı açıdan bir kez daha denemek, farklı
noktalara dikkat edebilmek, yaşama değer katabilmek için
daha başka neler yapabileceğimizi sorgulamalı ve harekete
geçebilmeliyiz.
Yaşama gülümseyerek bakıyor muyuz?
Yaşamın gülümsenecek, kahkahalar attırabilecek öyle yönleri
var ki, bunları görebilmek ve gülümseyebilmek gerekir.
Zorlukları mizah duygumuzla daha da kolaylaştırabiliriz.
Olayları iyimser açıdan değerlendirebildiğimizde, kendimize
gülebildiğimizde, daha fazlasını istemeden önce elimizde
olanlara şükredebildiğimizde yaşamın daha da güzel olduğunu
görebileceğiz.
Kendimizi özgür hissedebiliyor muyuz?
Kimsenin bizi özgürleştirmesini bekleyemeyiz, zaten kimse de
kimseyi özgürleştiremez. Özgürleşme kişinin kendi isteğiyle,
kendisinden gelen istekle, kendi manevi ve maddi donanımıyla
ilgilidir. Özgürlüğün bedeli ödemeden özgür olunamıyor. Bu
bedel herkes için farklı farklı olabilir.
Yaşamın karmaşıklığına saygı duyuyor muyuz?
Yaşamın zorluk ve karmaşasına karşı dimdik ayakta durabilmek
için önce anlamak gerekir. Anlayan ve bilen kişi karmaşaya
karşı tutumlar geliştirebilir. Farklılıklara saygı duyup,
kendimize bir anlam yaratıp, anlamlı bir dünyanın anlamlı
kişisi olabiliriz.
Olayları yargılamadan olduğu gibi kabul etmeyi başarabiliyor
muyuz?
Zaman zaman içsel doğamızdakinin aksine olayları ve kişileri
yargılamaktan vazgeçebiliyor muyuz? O’nu olduğu gibi kabul
etmek, belki de kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek ve
başkalarına da ettirmek sonucunu doğuracak.
Kendini gerçekleşirmiş, gerçekleştirme aşamasına gelmiş kaç
kişi var çevrenizde? Yakından ya da uzaktan kaç kişiyi
tanıyorsunuz? Kendinizi “kendini gerçekleştirme” aşamasında
göremiyorsanız, böyle kişilerin çevresinde olmaya, böyle
kişilerin çevrenizde olmasına çaba sarfedebilirsiniz.
30 Mayıs 2002 günü Ankara’da düzenlenen bir konferansta
eşimle birlikte Doğan Cüceloğlu’nu dinledikten sonra uzun
bir imza kuyruğu oluşmuştu. İnsan Davranışı – Psikolojinin
Temel Kavramları” adlı kitabını almıştım. “Aysel ve Ali
Ulusoy Ailesi’ne, Güçlü ve anlamlı bir gelecek için sevgi ve
dostluğumla” diye imzalamış yazar. Doğan Cüceloğlu’nun bu
kitabı insanı ve insan davranışını iyice anlamk açısından
önemli bir başvuru kaynağı.
“İnsan ve Davranışı” adlı kitapta hemen dikkatimi çeken bir
bölüm de 53. sayfada verilmiş...
“Masa üzerinde duran bir bardak suyu alıp içmek isteyen
insanı düşünün. Suyu içebilmesi için kişinin, en azından
aşağıdaki işlemleri yapabilmesi gerekir:
1.
Su gereksinmesi olduğunun farkına varması,
2.
Su bardağını ve içindeki suyu tanıması
3.
O koşullar içinde suyu içmesinin içinde bulunduğu sosyal
ortam içinde normal bir davranış olduğuna karar vermesi,
4.
Eli su bardağına uzanırken, bardakla eli arasında sürekli
olarak kısalan mesafeyi, geri-bildirim sürecinden
yararlanarak, doğru algılaması ve bardağı yakalayabilmesi,
5.
Bardağı yakalayan elin bardağı belirli bir kuvvet
derecesinde kavraması (çok sıkarsa bardak kırılır, gevşek
tutarsa bardak elinden düşer),
6.
Elin kavradığı bardağın ağıza uygun hız ve mesafede
getirilmesi (aynı (4)’te olduğu gibi burada da sürekli
geri-bildirim sürecinden yararlanmak gerekir),
7.
Ağızın açılışıyla bardağın dudaklara dokunuşu arasında,
8.
Yutkunma davranışının hızıyla ağıza giren suyun miktarı
arasında,
9.
Yutkunma davranışıyla nefes alma davranışı arasında,
10. Ağıza girmesi istenilen su miktarı ile bardağın ağızla
oluşturduğu açı arasında ve buna benzer yüzlerce davranışsal
ve algısal süreç arasında dengeleme ve işbirliği
(koordinasyon) yapabilmesi gerekir.
Bir bardak suyu içebilmek için yukarıda yazılanların
yapılması gerekiyorsa,
“Güçlü ve anlamlı bir gelecek için” neler yapılması gerekir
bir düşündünüz mü? “Sevgiyle kalın...” Peki sevgiyle
kalmanız için ise neler yapacaksınız? Hoşça kalın... DAHA
YAPACAK ÇOK ŞEY VAR!
Ali ULUSOY,
23.10.2004
aliulusoy@happykids.com.tr
www.happykids.com.tr
|