|
MUTLU OLMA SANATI DERSLERİNDE İLK DERS
Uzman kapıyı açtı ve içeri girdi. Bütün
öğrenciler, ki yaşları 25-40 arasında. Hepsi eşleriyle
gelmemişler, gelseler daha iyi olacaktı, bu öğretmenin
görüşü. Şu anda sınıfta 17 kişi var, altı çift karı koca,
evli fakat eşini gelmeye ika edememiş 3 hanım, tane eşinden
boşanmış, bir de hiç evlenmemiş bey.
Uzman sınıfa giriyor ve katılımcılara
gülümseyip selamlaştıktan sonra “Bugün”, diyor, “sadece
tanışacağız. Sizlere sorular soracağım, istediğiniz sorulara
yanıt verebilir, istemediklerinize vermeyebilirsiniz.” Bu
öğrencilerin hoşuna gidiyor ne de olsa zorlama yok. Herkes
ne olacağını merak ediyor. Gazete ilanında güzel çarpıcı
cümleler, çekinilerek aranan telefonlar, ücretin makul
oluşu, bir şeyleri daha iyi götürme isteği, yeni birilerini
tanımanın heyecanı gibi nedenlerle bugün sınıftalar.
“Mesleklerinizin, daha önce hangi işlerde
çalıştıklarınızın, işe girip giremediğinizin, başarılı olup
olmadığınızın, evde ne kadar mutlu olup olmadığınızın,
maaşlarınızın ne olduğunun, hangi dernek ya da kulüplere üye
olduğunuzun hiç önemi yok” diyor öğretmen. “Hatta bu ilk
derste gerçek isimlerinizi, mesleklerinizi de söylemeniz
gerekmiyor. Her şey size bağlı.” Yine hoşlarına gidiyor
öğrencilerin, kendilerini deşifre etmek zorunda değiller.
Uzman anlatmaya başlıyor:
“Ben uzman psikologum. Hacettepe
Üniversitesini bitirdikten sonra yüksek lisansımı Ege
Üniversitesinde tamamladım. Doktoramı ise yurt dışında
tamamladım. Geçen yıla kadar evliydim, eşimle evliliğimizi
yürütemedik, üç yıl ayrı yaşadık ve sonunda ayrıldık.
İki tane çocuğumuz var, biri kız, diğeri de
oğlan. Çocuklarımız 14 – 12 yaşlarındalar. Velayetleri benim
üzerimde. Çocuklarım birbirleriyle sürekli didişmekte
olsalar da birbirleri olmadan da yapamıyorlar.”
Ayrıldığım eşim değerli bir hekim. Sosyo
kültürel açıdan kendini oldukça iyi yetiştirmiş biri. Bir
üniversitede profesör. Zaman zaman çocuklarla birlikte
yemeğe çıkıyoruz.
Mutluyum, işimi seviyorum, her ne kadar
şiddetli kavgalar yapmış olsak ta eski eşime saygı duyuyor,
onu sadece çocuklarımın babası olduğu için değil O olduğu
için de önemsiyorum. Yazdığı kitaplar, üslubu çok hoşuma
gidiyor.”
Katılımcılar “Mutlu Olma Sanatı” dersine
geldiler ama, öğretmenin anlattıklarını dinledikten sonra
sınıftan ayrılacaklar mı sizce? Uzman birer kağıt dağıtıyor
ve “Haydi diyor, şimdi aklınıza bu zamana kadar
anlattıklarımızla ilgili bütün soruları yazın” Herkes önce
yavaş daha sonra da hızlı bir biçimde kağıtlarına sorularını
yazıyorlar. Daha sonra yazılan sorular sırayla okunarak bir
liste oluşturuluyor.
-
Bu derste kalmalı mıyım?
-
Boşanan insanlar mutlu kalabilirler mi?
-
Ayrılınan eş kötü olmak zorunda mıdır?
-
Şiddetli tartışmanın dozu ne idi acaba?
-
Keşke ayrılmasaydık dediğiniz oluyor mu?
-
Çocukların babaları ile iletişimleri nasıl?
-
Siz hiçbir danışmandan yardım aldınız mı?
-
Ayrılmanızın gerçek nedeni ne idi?
-
Ailelerinize bu olayı nasıl kabul ettirdiniz?
-
Mesleğinizi seviyor musunuz, değiştirmek
ister miydiniz?
-
Aldatıldığınız için mi ayrıldınız?
-
Gerçekten mutlu musunuz?
-
Boşandığınız için pişman mısınız?
-
Eğer bir mesleğiniz ve düzenli geliriniz
olmasaydı kolayca boşanabilir miydiniz?
-
Buraya gelmekle doğru mu yaptım?
-
Anlattıklarınız gerçek miydi?
-
Acaba sıkılacak mıyım?
Uzman yanıt vermeden bütün soruları
tebessümle dinledi. “Bunlara şimdi yanıt vermeyeceğim” dedi
kendisi katılımcılara sorular yöneltti:
“Siz kendiniz olmaktan mutlu musunuz?
Kendinizi seviyor musunuz? Kendinizi tüm doğrularınızla,
yanlışlarınızla kabul edebiliyor musunuz? Sizlere dersin
başında ‘Mesleklerinizin, daha önce hangi işlerde
çalıştıklarınızın, işe girip giremediğinizin, başarılı olup
olmadığınızın, evde ne kadar mutlu olup olmadığınızın,
maaşlarınızın ne olduğunun, hangi dernek ya da kulüplere üye
olduğunuzun hiç önemi yok’ demiştim. Kim olduğunuzu, nereden
geldiğinizi ve kendinizi en iyi siz tanıyorsunuz. Ve “Mutlu
Olma Sanatı” adlı çalışmamıza kendi isteğinizle geldiniz,
ben zorlamadım sizi. Geldiğiniz için de teşekkür ederim.
Sizleri tanımak benim için çok güzel olacak. Her birinizden
yeni şeyler öğreneceğim, ufkumu genişleteceksiniz. Eğer
bugünkü çalışmaya katılmasaydınız, daha önce yaptıklarınız
gibi bir gün geçirecektiniz büyük olasılıkla. Cesaret
gösterdiniz ve soru işaretlerinize yanıtlar aramak ve belki
de bulmak için buraya geldiniz. Paranızın boşa gitme riski
de vardı, ve hala da var... Ama sizi temin ederim ki siz de
burada farklı deneyimler yaşayacaksınız, mutlu olacağınızı
tahmin ediyorum, bundan emin değilim birlikte göreceğiz.
Eğer bu çalışmamızdan memnun kalmazsanız paralarınız bir
buçuk katı olarak size iade edilecek. Çünkü buraya ulaşmak
için değişik ulaşım araçlarını kullandınız, diğer insanlarla
birlikte olacağız diye saçını kuaföre yaptıranlar da olmuş
olabilir, zamanınız boşa gitmiş olabilir, belki tam
karşılığı değildir ama en azından ödediğinizden daha
fazlasını size iade ederek belki de vicdanımızı
rahatlatacağız.
“İsterseniz şimdi tanışalım” dedi, Uzman ve
sorularını sordu.
“Bir müzik aleti çalabilen var mı içinizde?”
“Bir şiiri ezbere okuyabilecek bir arkadaş
var mı?”
“Ailesiyle birlikte kahvaltı yapmaktan
hoşlanan var mı?”
“Güzel bir salata yapan bir erkek arkadaşımız
var mı?”
“Arkadaşlarına güzel bir fıkra anlatabilecek
bir bayan var mı?”
“Evde rastladığı bir böceği hiç öldürmeden
balkondan aşağı atan ya da bırakan var mı?”
“Bir resim kursuna devam eden var mı
içinizde?”
“Bir koroda arkadaşlarıyla birlikte şarkı
söyleyen var mı?”
“iyi bir yönetici olduğunu düşünen
arkadaşımız var mı?”
“Mesleğini severek yapan biri var mı
aramızda?”
Zaman iyice geçmişti. Uzman herkesi teker
teker tahtaya davet edeceğini,ve herkesin isterlerse gerçek
isimlerini isterlerse uyduracakları bir isimi söyledikten
sonra tahtaya gelen arkadaşın kendisinin en iyi yaptığı şeyi
söylemesini istediğini belirtti. Katılımcıların da tahtadaki
arkadaşın cümleleri bitince kendisini alkışlamalarını
söyledi. Herkes sırayla geldi ve kendisini tanıttı ve
yaşamda en iyi yaptığı şeyi söyledi. Diğer arkadaşları da
hiç yargılamadan onu alkışladılar.
Bir saat göz açıp kapayıncaya kadar
geçmişti. Ayrılma zamanı gelmişti. Uzman kendisinin bir
süre daha içeride kalacağını, gelirken kendilerine
gülümseyerek kapıyı açan Atla hanımın hiçbir soru sormadan
isteyenlerin verdikleri ücretlerin bir buçuk katını
ödeyeceğini belirtti. Her birinin gözlerinin içine bakarak
ayrı ayrı elerini sıktı ve önceden hazırlanmış olan kapalı
zarfı uzattı. Zarfın üzerinde “LÜTFEN BİR SAAT SONRA
AÇINIZ!” yazılıydı.
Bu sorular size sayın arkadaşlar:
- Sizce kaç kişi parasını geri aldı?
-
Siz de orada olmak ister miydiniz?
-
Uzman kendisini tanıtırken gerçekleri mi
söylemişti?
-
Tahtaya kalkan katılımcılar gerçek isimlerini
söylediler mi?
-
Sizce zarfın içinde ne vardı?
Ali Ulusoy
www.happykids.com.tr
aliulusoy@happykids.com.tr
(Yukarıdaki metin olup sizin yazacağınızı
cevaplarla şekillenmeye devam edecektir. Yanıtlarınız için
teşekkürler...)
|