Mutluluk Her şeye Rağmen. Umutlar Hiç Bitmesin.
"Sizler,
yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi
beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye
karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği
gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan
yürüyecektir."
Mustafa
Kemal ATATÜRK
19-20 Aralık 2006 Salı ve Çarşamba günleri saat 14:00 –17:00
arasında Gazi Üniversitesi İşletme Araştırma Topluluğu’nun
düzenlediği Kişisel Gelişim Toplantılarının konuşmacı
konuğuydum. “İş Yaşamı Bizi Bekliyor – Fark Yaratan Birey
Olmak” başlıklı bir seminer verdim.Geribildirimler
Toplantıyı düzenleyen arkadaş toplantıya katılacak öğrenci
arkadaşlar için en önemli olanın “Sertifika” olduğunu
özellikle belirtmişti.
Elbette katılan bir etkinlikten bir katılım belgesi alınması
doğru bir şeydir. Seminerin, katılım belgesinin yanı sıra
izleyici olarak katılacak olan arkadaşlara dağıtılmak üzere
içinde seminer notları daha sonra bakmaktan hoşlanacağı
e-kitaplar yararlı bilgilerin olduğu dosyalar ve 5 yıl
boyunca kullanabilecekleri bir ajanda programı olan bir CD
hazırladık arkadaşlarımıza.
Seminer her iki günde 14:00 de başlaması gerekirken yarım
saat gecikmeli olarak başlaması öncelikle “Zaman yönetimi”
konusunda bir eğitime gereksinim duydukları düşüncesi verdi
bana.
Seminer bence başarılı geçti beklediğim gibi.
Geribildirimlerden bunu yeterince aldım. Salonda eğitim
süresince hem gözlem yapma hem de bildiklerimi paylaşma
olanağı buldum.
Bunları sizlerle de paylaşmak istedim.
Bir örnekten bile yola çıksak, üniversite öğrencileri
-
Umutsuzlar, umuda ihtiyacı var.
-
Başarılı olmada şans faktörünün çok fazla olduğuna
inanıyorlar.
-
Bölümlerinin ne denli önemli olduğunun farkında
değiller.
-
Günceli takip etmiyorlar
-
Olumlu örnekleri görmeye açlar.
-
Yüklediğimiz bilgiden çok daha fazlasına ihtiyaç
duyuyorlar.
-
İş bulamayacakları ile ilgili kaygıya şimdiden
düşüyorlar.
-
Duyarlılar.
-
UMUTSUZLAR
Sorumlusu kim ? Sadece Onlar mı?
-Öğretmenlerinin
-Çevrelerindekilerin
-Yöneticilerinin
-Ailelerinin
hiç suçu yok mu?
Onlara umudu gösteremediğimiz için kendi payımıza düşen
sorumluluğu kabullenmeyecek miyiz?
-
ŞANS FAKTÖRÜ
İş
kurmayı düşünebiliyorlar. Sermaye birikimleri olmadan olmaz
diyorlar. Sermayenin tek başına yeterli olmadığının, onu
kullanacak donanımlı, girişimci bireye gerek olduğuna ikna
edemiyoruz. Belki de en küçüğünden başlamak gerektiğini
anlatamıyoruz.
Televizyondan, gazetelerden gördükleri, duydukları
okuduklarıyla sıradan bir kişinin çok da kolay başarılı
olamayacağını düşünüyorlar.
-
BÖLÜMLERİNİN ÖNEMİNİN FARKINDALAR MI?
Başkentte iyi bir ismi olan fakültenin öğrencileri. Belli ki
iyi sayılabilecek bir puanla üniversiteye girmişler.
İktisatçı, kamu yöneticisi, işletmeci, çalışma ekonomisti
olmak üzere eğitim alıyorlar. Ülkenin geleceğinde çok önemli
işlevleri olduğunun tam da farkında değiller. Büyük bir
çoğunluğu kamuya sırtı dayamanın en uygun gerçek olduğunu
düşünüyorlar.
-
GÜNCELİ TAKİP
İktisatçı olmalarına karşın bir iki dışında bu yıl Nobel
Barış Ödülünün Bangladeşli bir iktisatçının aldığını
bilmiyorlar. Gelgeç değerlerin dayatıldığı bir kuşak olmanın
sancısını hissediyorlar. Öğrenci kredileri ve ailelerinden
gelen harçlıklarla belki de sadece içinde bulundukları ayı
doldurmaya çalışıyorlar.
Günceli iyi anlayabilmek için yakın geçmişi ve uzak geçmişi
biliyor olmalarının gerekliliğinin tam kavrayamamışlar.
Herkes gibi onlarda not için öğreniyorlar, ya da öğrenir
gibi yapıyorlar.
-
OLUMLU ÖRNEKLERİ
Olumlu örnek
gördüklerinde takdir ediyorlar. Daha çok örneği yanlarında
hissetmek istiyorlar. Kendilerini anlayabilen, kendileriyle
paylaşabilen, kendilerine de söz hakkı veren büyüklerini
istiyorlar. Sessiz duruyorlar ama söyleyecek sözleri var.
Daha çok katılıma ihtiyaçları var. Daha çok önemsenmeye
ihtiyaçları var. Devleri yolunda gördüklerinde, aslında
bazılarının cüce olduğunun farkına varıyorlar.
-
YÜKLEDİĞİMİZ BİLGİDEN
Yüklediğimiz bilgiden daha çok bilgiye kaynağa, olumlu
modele, umuda, anlayışa ihtiyaç duyuyorlar. Bilgiye kolayca
erişebilmelerini sağlayabildiğimiz takdirde almaya hazırlar.
Bilgiyi alıp işleyip yeni bilgi üretmelerini sağlamak için
de sadece verici olmak yerine, onlara öğretmek yerine
birlikte öğretmenin yollarını açmamız gerekiyor.
-
İŞ BULAMAYACAKLARI
Yeni iş alanlarının açılmasını sağlamak, krediler vererek iş
deneyimlerinde gerçekleştirmelerini sağlayabiliriz. Deneyim
kazanmaları için zamana gereksinim duyduklarını onlar da
biliyorlar. Deneyimli fakat halen işsiz olan emekli ya da
aktif, iş piyasanın içinde olanlardan yararlanmalarını
sağlayabiliriz. Çalışma deneyimi kazanmaları için mezun
olduktan sonra asgari ücretle bile olsa en az 2 yıl
umutlarını kaybetmeden çalışabilmelerini sağlayabiliriz.
Onları bu dönemde edebilecek işverenlere sosyal güvenlik
payı, vergi konusunda sağlayabiliriz. Hatta iş olanağı
yarattıkları için maddi olarak da destekleyebiliriz.
-
DUYARLILAR
Her kuşak kendisinden sonra gelenleri sorumsuz, duyarsız,
amaçsız olarak nitelendiriyor. Sanki kendilerinin hiç kusuru
yokmuş gibi. Aslında değiller... Duygusuz değiller. Duyarsız
değiller. Keşfedilmeyi, önemsenmeyi, rehber olunmasını,
kendilerine güvenilmesini bekliyorlar o kadar.
Yukarıdaki yazıları Kızılay’ dan Eryaman’ a giderken metro
ve metrodan aktarma otobüsünde yazdım. Otobüste yazı
yazdığımı gören otuz yaşlarındaki bir bey “Abi sen ne
yapıyorsun? Sürekli yazıyorsun sabahları da görüyorum” dedi.
Ben de bir makale, yazı yazdığımı söyledim. Daha sonrada
yazmaya devam ettim. Ayıp olmasın diye on dakika sonra da
Ben “Siz ne iş yapıyorsunuz?” diyerek sordum. “Memurcuğum”
dedi. “Herkes memur olmaya çalışıyor, memurluk güzel değil
mi?” diye sordum. “Memur var, memurcuk var” dedi. “Bir
memurcuklar var bir de işin başında olan, kaymağını yiyen
memurlar. Bazı özellikli, parası bol olan yerler var...
Birde Genel Müdür, hakim, askerlikteysen paşalar var” dedi.
Onlar ise memurlarmış.
Onun deyişiyle “memurcuk” olmaya can atıyor bizim üniversite
öğrencileri ya da yeni mezunlar. Ancak memuriyete girince
oranın tam da istedikleri yer olmadığını girince şikayet
etmeye başlıyorlar.
Otobüsün hemen hemen ortalarındaydım. Otobüs koltuklarında
oturanların birkaç kişisi dışında mutsuz görünüyorlardı.
Kaşları çatık, yorgun ve umutsuz gibiydiler. Orhan Veli’ nin
dediği gibi “Bir ben mi keyif ehliyim” diye düşündüm
içlerinde...
Cahit arkadaşım daha önce konuşma yaptığım Kazan’ da bir
konuşma daha yapıp yapmayacağımı sordu. Konu başlığı olarak
da “Mutluluk, Her şeye Rağmen” olabilir mi diye sordu. Cahit
Bey, “İnsanları kandıracak mıyız?” diye sordum şakayla. “Bir
biz kaldık kandırmayan” dedi. Gülüştük. Messenger’ in
arkasında birbirimizi görmeden. “Mutluluk Her şeye Rağmen.
Umutlar Hiç Bitmesin” koydum bende Şubat Ayının başında
yapacağım söyleyişimin adını.
Evet, mutluluk, herşeye rağmen... Mutsuz olma hakkımız var
mı, ya da umutsuz olma! Elbette yok...
Bekleriz Efendim!
Av. Ali Ulusoy, 22 Aralık 2006