|
ÇIKARSAMA
Nursen
Görsen
Einstein’a göre eğitimin amacı :
‘’Birçokları Darwin'in yaşama savaşı teorisini ve ona
bağlanan ayıklanmaya dayanarak yarışmacı eğitimi
destekliyorlar. Bazıları da sözde bilimsel çalışmalarla,
ekonomik yarışma alanında tekler arasında yıkıcı bir savaşın
zorunlu olduğunu ispatlamayı denediler.Ama doğru değildir bu
görüş; çünkü insan yaşama savaşındaki gücünü toplum halinde
yaşayan bir canlı varlık olmasına borçludur.Bir karınca
yuvasında nasıl tek tek karıncaların birbiriyle savaşması,
yaşamaları için zorunlu değilse, insan toplumunda da
teklerin yaşamak için birbiriyle savaşmaları şart değildir.
Yaşamanın amacı kaba anlamıyla başarı olduğu inancını
gençlere aşılatmaktan sakınmalıyız. Çünkü başarı kazanan bir
insan başkalarından büyük pay alır ve bu pay çok kez onlara
gördüğü hizmetin karşılığını kat kat aşar. Bir insanın
değeri verdiğiyle ölçülür, alabileceğiyle değil.
Okulda ve hayatta çalışmanın en önemli dürtkeni çalışma
zevki, yaptığını görme sevinci ve alınan sonucun toplum için
değerini bilmedir. Gençlerde bu ruh güçlerini uyandırmak ve
artırmak okulun başlıca işidir. Yalnız böylesi bir psikoloji
temeline dayanarak insanlığın en yüce değerlerine ulaşma
isteği ve sevinci yaratılabilir: O değerler de bilgi ve
sanattır.
Şüphesiz bu dediğim verimli ruh yeteneklerini uyandırmak,
zor kullanmaktan ya da kişisel tutkuyu zorlayarak
uyandırmaktan daha güç bir iştir, ama bu yolun daha güç
olması, daha değerli olmasına engel değildir. Önemli olan
çocuğun oyun eğilimini, doğal olan kendini gösterme isteğini
geliştirmek ve onu toplumun bütün iş alanlarına götürmektir.
Böyle bir eğitimin temeli, sonu başarıya ve değerin
bilinmesine varan bir çalışma isteğidir. Okul bu temele
dayanıp çalışmayı başarırsa yeni kuşaklar ona büyük saygı
gösterecekler ve okulun verdiği ödevleri bir çeşit armağan
sayacaklardır. Ben okul zamanını tatil günlerinden daha çok
seven çocuklar tanıdım.
Böylesi bir okul, öğretmenden kendi alanında bir çeşit
sanatçı olmasını ister. Okulda bu havanın esmesi için ne
yapılabilir? Bunun evrensel yolunu bulmak insanın hiç hasta
olmamasına çare bulmak kadar zordur. Ama bu zorunlu
koşulları bulmak mümkündür. İlk olarak, öğretmenlerin
böylesi bir okulda yetişmiş olmaları gerekir. İkinci olarak,
öğretmene öğreteceği şeyleri ve öğretme yollarını seçmekte
büyük bir özgürlük verilmelidir. Çünkü zorlama ve dış baskı
öğretmenin de iş görme sevincini öldürür...’’ diyor
Einstein, özlediğimiz eğitim yolu için.
Bir
dahinin yaşamı, hele öğrenciliği herkesin ilgisini çeker
sanıyorum; Gerhard Prause’, Türkiye Zeka Vakfı’nca
çoğaltılan, ’’Dahiler de Öğrenciydi’’ yazısında önyargıları
çürüten bir öğrenciyi
anlatıyor:
‘Araştırmacılar dahilerin başarısızlıkları konusunda pek
tahmin olanağı bulamazlar. Bu gerçek doğal karşılanmalıdır.
Arada gene doğal olarak kötü öğrencilerin yaşamlarında da
başarısız kaldıklarını kanıtlamaya yeterli pek çok örnek
duymuşsunuzdur. Bütün bunlara karşın biraz avuntu sağlasın
diye olacak rölativite kuramı bulucusu Albert Einstein gibi
bu inancın karşıtı bazı ayrıcalıklılar belirir arasıra.
Aslında Einstein´in okulda çok kötü öğrenci oluşu söylenti
değil gerçeğin ta kendisidir. Bu gerçeği zeka kıtlığına
bağlamak anlamsızdır; ünlü bilgin dünyanın her yerinde her
çağda görülen pek çok öğrenci gibi kendince önemsiz saydığı,
ilgisiz kaldığı bazı şeyleri öğrenmek istememişti sadece.
(Ancak, ilgilendiği pek çok konuda da hayatı boyunca derin
bilgi sahibi olmuştur, resimden dilbilime, satrançtan
psikolojiye kadar pek çok alanda fikirlerini de
belirtmiştir) Bu inancı yürürlükteki kurallarla
bağdaşmayınca da öğretim sistem ve yöntemleriyle
anlaşmazlığa düşmüştü.
Küçük
Albert´te dehanın en ufak belirtisine rastlanmamıştı.
Gelişimini gecikmelerle tamamlamış bir çocuk olarak
tanınmış, konuşmaya ailesini bir ara normal olup olmadığı
konusunda kuşkuya düşürecek kadar geç başlamıştı.
Konuştuktan sonra da sözcükleri uzun süre güçlükle
söyleyebilmiş, bu özelliği nedeniyle dadısı ona ´Bay
Cansıkan´ adını takmıştı. Albert´in rahata aşırı eğilimi
vardı, vücudunu yoracak her hareketten kaçar, ne koşar, ne
atlardı.
İlkokulu onbir yaşında bitirip Luitpold Lisesine girdi.
Korku ve baskıya dayalı yöntem okul zevkini yok etmişti
Albert´in. Gene yıllar sonra izlenimini ´Kutsal araştırma
eğilimi, coşku ve kıvancı boğuluyordu o okulda´ diye
açıklayacaktı. Gözlem ve araştırı güdüsünün zor ve baskıyla
bağdaşamayacağını savunuyor, ´Daima düşünürüm; insan bir
yaban hayvanının yeme hırsını yok etse, sonra onu seçim
hakkı tanımadan kırbaç altında bazı yemekleri yemeye zorlasa
acaba hayvanın tepkisi ne olur...´ gibi yorumlar yazmaktan
kaçınmıyordu.
Başlangıçta edebiyata, aritmetiğe, daha sonra matematiğe
ilgi duyuyordu. Yabancı dil ve tarihe ısınamamıştı bir
türlü, ısınma amacıyla en ufak bir zahmete de katlanmıyordu.
Fakat öğretmenlerini en çok kaygılandıran düzen ve disiplin
sorunlarıydı. Öğretmenlerinden biri Einstein´e şöyle
demiştir: ´Seni okuldan uzaklaştırmak en yararlı sonuç
olacaktır. Varlığın, uykulu ve umursamaz görünüşün burada
öğretmek ve yetiştirmek istediğimiz şeylerin tümüne,
özellikle sınıfın saygınlığına karşıt.´
Öğretmenin saygınlık olarak belirlediği kavram Einstein´e
göre özgürlüğün tahribiydi. Yıllar sonra gene bu konuda
şunları söyleyecekti: ´Baskı ve yapay otorite yöntemleriyle
okul yönetmek bence en kötü davranışlardan biridir. Bu
yöntem öğrencinin kendine olan güvenini ve içtenliğini
sarsar, olumsuz insanlar yaratır.´
Einstein, matematik dersleri dışında işkence saydığı okuldan
kurtulmak amacıyla bir plan tasarlamış, başarıyla da
uygulamıştı. Kendinden büyük bir arkadaşının babasından
´sinir hastalığı´ raporu almış, altı aylık hava değişimiyle
İtalya´daki ana-babasına doğru yola çıkmıştı. Fakat bir süre
sonra babasının da zoruyla öğrenimini Zürih´te ´Yüksek
Politeknik Okulu´nda tamamlamaya razı oldu, ve Orta
Avrupa´nın bu en ünlü yüksek okuluna, sınavdan geçip parasız
öğrenci olarak girmeye karar verdi. Ancak, matematik
dışındaki sorulara doğru yanıt veremedi.
Yüksek
Politeknik Okulu Müdürü ona bir İsviçre Lisesi´ne gidip
Münih´de kaçırdığı dersleri tamamlamasını, diplomasını alıp
gelmesini öğütledi, Aarau Kanton Lisesine gönderdi. Einstein
okula istemeyerek gitti, ancak beklemediği bir sürprizle
karşılaştı; Aarau Lisesi son derece liberal bir öğretim
kurumuydu, birden çok mutlu duymuştu kendini. Bir yıl sonra
olgunluk sınavını verdi, başka sınava gerek kalmadan Zürih´e
gidip Yüksek Politeknik Okulu´na yazıldı. 16 yaşında
sınavlarını veremediği için alınmadığı okula 34 yaşında
profesör olarak atanacaktı. Daha 22 yaşında Nobel Fizik
Ödülünü almıştı bile...’
Okul çağı çocuklarımızda çoğu zaman tanık olmuşuzdur;
tembel diye nitelendirdiğimiz öğrenci bir üst sınıfa
veya ilköğretimi bitirip liseye geçtiğinde zekası birden
açılıvermiştir. Haşarıysa, uslanmış. Daha önce
gösteremediği beceri alanları ortaya çıkmıştır. O
‘’Tembel, yaramaz,...yapamaz!’ dediğimiz çocuk –insan-,
farklı yaşantı sürecinde farklı insan olmuştur, Enstein
benzeri. Bu tanıklığı insan yaşamının her
alanında-sürecinde unutmadan gözeterek, değişebilirliğe
olan güvenle ‘Önyargıları katletme zamanı gelmiştir’
diyebilelim.
Nurşen
GÖRŞEN/Sanat Eğitmeni
nursen.gorsen@gmail.com
http://gorseldil.egitimi.com
http://www.gorseldil.egitimi.com/
|