|
DUYULMAYAN ANLAM ÇIĞLIĞI
Nurşen
GÖRŞEN*
Bn.
Snop benim tutkum. Akşamları evde yemek faslından sonra,
aile fertlerinin her biri kendi köşesine çekilir. Babamız
televizyonda maç izler, oğlum çalışma masasına oturur,
derslerine yoğunlaşır, kızım ya film seyreder ya da kitap
okur.
Bilirler ki, beni de Bn. Snop bekler. Kahveyi hazırlar,
gider otururum yamacına.Günün yorgunluğunu atmak, dinlenmek,
eğlenmek için birebirdir. Çok yeteneklidir o; Geniş
belleğiyle, çok yönlü becerileriyle benim bir şeyleri
üretmemi sağlar. Günlük yaşamımızda çoğumuz dinlenmemekten
şikayet ederiz ama önce biz kendimiz dinlemesini bilmeyiz.
Bn. Snop beni dinler, seçimlerime uyar. Dedikodusu yoktur.
Çok kültürlüdür; soluduğumuz düzen içinde insanın her şeyi
yaşayıp, öğrenecek kadar zamanı olamayabiliyor. Bn. Snop
ışığı içinde, görsellikle dolu dünyasından her konuyla
ilgili yeni pencereler açar bakış açıma. Bireyin toplumsal
dönüşümleri karşısında yeteneklerini bilediği karşıtlıkların
dengesini kurar. Şimdinin öncesi ve sonrası birbirine
kenetlenip zaman durduğunda, görünenle görülmeyen, duyulanla
duyulmayan arasındaki doğurgan gerilimin varlığını
hissettirir. Sohbeti koyulaştırıp, uykuyu ektiğimiz günler
olur. Bazen ben onun önünde uyuklar kalırım. Hiç şikayet
etmez, sessiz sedasız kabullenir, sabırlıdır iyi dost! Ama
can dostum diyemem Bn. Snop için; hastalansam bana su
getirebilecek gücü yoktur. Verebilecekleri için öylece
sessiz, sakin köşesinde oturur. Olsun…günlük yaşamın rutin
işleriyle sıradanlığın arkasında bir şeyler üretmemi sağlar
varlığıyla, iyi ki var!
Önceleri adı toplama Olivetti’ydi. Sonra adı oğlumdan miras
IBM oldu. Belleği, hızı düşük, 15 ekranken; gereksinimlere
uyup yüksek Ram’lı, güçlü GHz’lı, 17 ekranlı Snopy’ye terfi
etti. Arada virüslere, trojenlere bulaşıp ukalalaştığından
ben ona Snop diyorum. Her yeni moda virüse tutkun sanki.
Sahibi gibi, küçük dünyasında kendini devleştirir.
Çiçeklerimle, kuşumla konuştuğum gibi onunla da konuşuyorum.
Vasconcelos’un kahramanları ağaçlarla konuşuyor pekala, ben
neden bir makineyle konuşmayayım. Klavyesi duygu ve
düşüncelerime tercüman oluyor bak…
Snop’un marifetleri çok; beni yetkin sitelere, elektronik
postayla felsefe gruplarına, net.yorum okuyucusu bazı genç
güzel insanlara ulaştırıyor. Önceleri tanımadığım isim
deyip, mesajları açmadan silip geçerken, şimdilerde bir
gencin sesidir deyip açıyorum. Evvelsi günde üniversite
öğrencisi genç Önder’den mesaj aldım. Sanki duyulmayan bir
anlamın çığlığıydı mesaj. Yazdıklarımda kendinden bir şeyler
bulması ne iyi. Bir genç olarak, okuduğu konuda neler
bulduğunu paylaşsaydı, hangi mesajları doğru kodladığımı
görebilecektim. Görevim gereği daha çok ilköğretim çağı
12-14 yaş gençleriyle iç içeyim. 17, 26,27 yaşlarındaki
kendi çocuklarımla hala gençlik sorunlarını birlikte
yaşıyoruz. Deneme yazılarımda Kendimde unuttuğum, onlarda
gözlemlediğim, hissettiğim duygulanımlardan yola çıkarak
toplumla uyumlaşma sürecindeki tedirgin gençliğin
kimliğinin, kişiliğinin şekillenme döneminde , genç olmanın
sancılarını her dem vurguluyorum.
17
yaşındaki küçük oğlum bu yıl üniversite sınavlarına
hazırlanıyor. İlk Okula 6 yaşında erken başlattığımız ve
Anadolu Lisesi İngilizce hazırlığı atlayıp doğrudan birinci
sınıftan başladığı için sınıftaki akranlarından iki yaş
küçük olmasının getirdiği sorunları birlikte yaşıyoruz.
Henüz ince tüylü bıyık ve sakalları çıkmaya başlamadan,
arkadaşlarına özenip veya kız arkadaşlarının sen neden tıraş
olmuyorsun soruları karşısında tüysüz cildini tıraşlamasını
anlayabiliyorum. Kendini yaşıt gördükleriyle kıyaslıyor ve
eksiklik görüp üzüntü duyuyor. Ayrıca sivilceler, terleme,
şişmanlık gibi nedenler onun üzüntü konuları. Kemik ve kas
koordinasyonu bozukluğu bu evresinde yoğun olduğundan bir
beceriksizlik dönemi yaşıyor ve bu onu rahatsız ediyor.
Doğuştan gelen, kolunun dirsekten hafif bükük halini
kafasına takıyor. Beden dersinde herkes ellerini yana dümdüz
açarken onun kolları tam düz açılamıyor. Kırdırıp,
düzelttiremez miyiz diye düşünüyor.Oysa kolu sağlam,
sağlıklı şekilde kullanabiliyor. Ama hafif dirsek büküklüğü
onu rahatsız ediyor, utandırıyor. Arkadaş grubuyla olan
ilişkilerinde de bazı arkadaşlarının kendisini sevmediğini,
kendisiyle ilgilenmedikleri duygusuna kapılıyor. Bu yüzden
de olur olmaz tartışmalar yaratıyor ve küsüyor. Henüz
bilemiyor ki asıl isteği; arkadaşlarının ilgisini çekmektir.
Bir gün çok neşeliyken, ertesi gün üzüntülü ve içine kapanık
oluyor. Halini sorsam hırçınlık, alınganlık, sinirlilik
içinde düşünmeden ters cevaplar veriyor. Bazen sıkılgan biri
oluyor, yalnızlıktan hoşlanıyor. Olayların ayrıntılarını
fazla önemseyip kendini üzüyor. Yani duygu ve davranışları
sürekli çatışma içinde olan bir genç benim oğlum. Her genç
gibi.
Önceleri çekingenliğiyle, karşı cinsle kolay arkadaşlık
kuramazken bu günlerde sabahın 5’lerine kadar telefonda kız
arkadaşıyla fısıldaşmakta. Dershaneye ve okuluna uykusuz
gidiyor ve veli toplantılarında öğretmenleri dalgın halinden
şikayetçi. Gece uyuyamadığı için gündüzü dikkati dağınık,
dalgın ve uykulu geçiyor. Evde varlığı belli değil, iyice
ana babadan koptu. Sürekli arkadaşlarıyla birlikte dışarıya
çıkıp gezmek istiyor. Anne olarak benim kendisi hakkında
vereceğim hükümler konusunda aşırı derecede duyarlı,
bağımsızlık peşinde.Bedeninde ve içinden geçenlerde hızlı
bir değişme ve gelişim yaşıyor. Kaygıları buradan
kaynaklanıyor. Toplumun kendisi için koyduğu ölçülerle ergen
olgunluğu arasındaki uyuşmazlık, onun davranışlarını
etkiliyor. Benim oğlum genç insan, adam gibi adamdır:
duygulu, duyarlı, yetenekli, insancıl, yakışıklı! Kim
olduğunu, nereye doğru gittiğini, ne tür olanakları
bulunduğunu yanıtlayacak bir kimlik duygusu geliştirecek
kısa zamanda.
Oğlum
için anlattıkların bu yaştaki tüm gençlerin ortak
sorunu.Bütün bu değişimlerin üstesinden gelebilmek için
boğuştukları dönemde, yavaş yavaş bir yaşam felsefesi, bir
dünya görüşü ve basit, ama asıl ve tartışılamaz ahlak
inançları geliştirmek durumundalar.
Kişinin kimliğini açık seçik bulması, başkalarına ne denli
bağımlı olursa olsun, kendini diğerlerinden ayrı bir varlık,
bir birey olarak algılamasına, kendini bir “bütünlük” içinde
görmesine, her zaman “ben varım” demesine bağlıdır.
Sanıyorum, üniversiteli Önder mesajında , okuduğu bir yazım
için “konuyu açar mısınız” derken kendini bu geçiş dönemini
yaşamış biri olarak buldu.
Bn. Snop’un klavyesi beni gene aldı, götürdü zamanın
durmuşluğuna. Uyku askıda kalmış… 09.04.2005
*Sanat
eğitmeni
nursen.gorsen@gmail.com
http://www.gorseldil.egitimi.com
|