ANA SAYFA

Düşünce Atölyesindeki Diğer Yazılar
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 

YORUM DEFTERİ

YORUMLARINIZI, ÖNERİLERİNİZİ
BEKLİYORUZ..

 

 

 

 

YAŞASIN DÜN DE KRAL OLMAMIŞIM, HER NE VAR İSE İNSANDA VAR.

Yıllarımızla değil, yaptıklarımızla yaşarız: soluklarımızla değil, düşüncelerimizle; bir kadranın üzerindeki sayılarla değil, duygularla yaşarız. Zamanı, kalp çarpıntılarımızla ölçmeliyiz. En çok yaşayan kişi, en fazla düşünen, en soylu hareket eden, en iyiyi yapan kişidir.

David Bailey

 

Bir zaman gelir kendisini sorgular insan? Neredeyim, ne yapıyorum ve ne yapacağım? İyiye, hep iyiye, daha iyiye ulaşma arzusu yakıyordur çünkü içini. Nerededir? Bulunduğu yer ona haz vermekte midir artık? Geçmişteki duygular yeterli midir? Ya şu an eskiden bulunduğu yerde bulunmak yeterli midir? Bir yol ayrımı sürekli çıkar karşısına. İnsanoğlunun. Her gün yeni bir kapı açılır... Görmek başlı başına marifettir. Tek başına kapıyı görmek yeterli değildir aslında. Kapıyı aralamak, ve içeri ilk adımını atmaktır gereken. Ama içeride ne olduğu tam olarak bilinmiyordur, bu ise risk değil midir? İşte bu değil midir asıl bizi adımlar atmaktan alıkoyan? Hem yeni şeyler, yeni yerler keşfetme isteği hem de bilinenden azıcık uzaklaşma korkusu. Seçim yapmak gerektiğinde seçim yapamıyorsak, şikayet etme hakkımızın da pek olmaması gerekiyor.

 

“İşlerin çabucak yapılması için fazla istekli olmayın. Küçük çıkarlara bakmayın. İşlerin çabuk halledilmesini istemek, onların tam olarak yapılmasını; küçük çıkarlar gözetmek ise büyük işlerin başarılmasını engeller.” diyor Konfiçyüs. Ama biz ise O’nu dinlememek için adeta birbirimizle yarışmıyor muyuz? İyi bir plan yapmadan hemen harekete geçiyoruz. Küçük çıkar için daha büyüklerinden vaz geçiyoruz. Büyük hedeflerimiz yok, günümüzü doldurmak yetiyor. Yarın için, gelecek nesiller için bugün neler yapmamız gerektiğini düşündüğümüz yok. Geçmişteki başarılarımıza takılıp kalmak bizi başarısız kılıyor, bugünkü ve yarın ki başarılardan bizi uzaklaştırıyor. Vefa duygusunu da yitirince küçük dağları yaratan krallar gibi dolanıyoruz ortalıkta. Başka küçük krallara rastladığımızda da öfkeleniyoruz. Birden çok kralın ne iş var diye...

 

Ve küçük tepeleri yaratan kral olunca da savaşlar açıyoruz dünyaya karşı. İstiyoruz ki herkes teba’mız olsun. Herkes sonsuza kadar bizim olsun... Oysa herkes kendi içinde “kendisi olma” nın savaşımını vermektedir. Kendisini arayan kişi ise başkalarına tabî olmamakta, olamamaktadır. Eleştiriye açık olmuyoruz, oysa eleştiriler geliştirecek bizi. Hep onaylanmak, poh pohlanmak istiyoruz, belki doğamızda var bu. Ama bu ne kadar doğru? Her zaman onaylayıcıları olur mu insanın, olmalı mı? Zaman zaman kendimizle yüzleşmeyecek miyiz? Kendimize “Otur oturduğun yerde, beklemeyi ve susumayı bil!” demeyecek miyiz? Biz demezsek diyecek birileri çıkıyor her zaman. Oysa problem çözücü olarak anılmayı mı seçiyorsunuz yoksa problem çıkaran mı? Susulması gereken zamanda susmayan da, konuşulması gereken zamanda konuşmayan da suçlu değil midir?

 

Ellerimi yukarı kaldırıp sessizce dua ediyorum:

Tanrım beni küçük kral olmaktan,

Başkalarına hep kuşkuyla bakmaktan,

Kendimi dev aynasında görmekten,

Bana yardım elini uzatanları görememekten,

Üretkenliğimi yitirmekten,

Konuşmam gereken zamanda konuşmamaktan,

Susmam gereken zamanda da susmamaktan,

“Ben” olmamda katkısı bulunanlara teşekkür edememekten,

Hareketsiz kalmaktan

KORU!

 

Aynaya baktığımızda başımızı öne eğmeyen kişilerden olabilmek dileğiyle her günü yeni bir coşkuyla selamlıyorum.

 

Yaşasın dün de kral olmamışım, her ne var ise insanda var... Tanrım beni gereksiz savaşlardan ve Pirus Zaferlerinden ve küçük kralların gazabından koru!

13.10.2004, Ankara

Ali Ulusoy

aliulusoy@happykids.com.tr

www.happykids.com.tr