ANA SAYFA

DÜŞÜNCE ATÖLYESİ
 

 


 

YORUM DEFTERİ

YORUMLARINIZI, ÖNERİLERİNİZİ
BEKLİYORUZ..

 

 

 

 

OKUMUYORUZ, OKUYORMUŞ GİBİ YAPIYORUZ

Hani okuyacaktık, okuyor muyuz, okuyor gibi mi yapıyoruz? Okumuyoruz, okurmuş gibi yapıyoruz. Okumadığımız için de bilgi darcığımızı geliştiremiyoruz. Bilgi dağarcığımız gelişmeyince sınırlı ve hep aynı bilgilerle, sınırlı kelime sayısıyla olduğumuz yerde kalıyoruz.

Çevreme baktığımda ise gördüğüm herkesin her şeyi bildiğini düşündüğü şeklinde. Keşke öyle olsa gerçekten. Bir kitapta okumuştum şimdi kimin dediğini anımsamıyorum, beni çok etkileyen bir özdeyiş var. Sizlerle paylaşmak itiyorum. ‘‘Bir kitap okuyan kişi, her şeyi biliyorum sanırmış, iki kitap okuyan kişi ise ‘bilmediğim şeyler de var’ diye düşünüyormuş, üç kitap okuyan kişi ise ‘hiçbir şey bilmiyormuşum’ diye düşünürmüş.’’

Okumayan birisinden ise yazmayı beklemesinin safdillik olduğunu da bilmiyor değilim. Ama okuyan, düşünen ve yazan bir toplumun üyesi olabilmeyi ne kadar çok istiyorum aslında.

‘Hiç okumuyoruz’ deyip de haksızlık yapmak da istemem açıkçası. Hep aynı şeyleri okumak yerine farklı bakış açılarını da öğrenmek için farklı bir okuma tarzı geliştiremez miyiz diye soruyorum kendime. Kalıplardan, önyargılardan arınarak yeni yazarlar, yeni yazılar keşfetmek bizleri daha da geliştirecek biliyorum.

Bir şiir okumalı her gün. Şiir duyguların damıtılarak özün kâğıda dökülmesi değil mi bir bakıma. Bizim söyleyemediklerimizin bizler adına söylendiğini görmek değil mi? Güzel bir şiiri, güzel okumak hem kendimize hem de başkalarına verebileceğimiz bir armağan değil mi yoksa? Yoksa şiir sadece okul sıralarındayken, belirli yaştayken ilgilenebilecek boş bir uğraş mı? Elbette değil… Şiir zenginliktir, şiir sevgidir, şiir duyarlılıktır.

Bir öykü okumalı her gün. Herkesin bir öyküsü vardır mutlaka. Ama iyi kurgulanmış, anlatımın harika olduğu bir öykü bizi can evimizden vuramaz mı? Okuduğumuz öykülerin içerisinde kendimizi de bulduğumuz olmuyor mu genellikle? Türkçemizi güzel kullanan yazarların öyküleriyle kendi içimize bir yolculuk yapmanın tadını nasıl olur da kaçırırız? Sıradan güzel insanları bir öyküde yakaladığımızda ‘Hah işte tam bizim manava benziyor, işte benim öğretmenime, arkadaşıma, işini iyi yapan tezgâhtar bir kıza, bizim mahalledeki komşuya vs…’ demiyor muyuz? Bizi yazsınlar istemez miyiz bir öyküde de, aslında yazmışlardır belki de, ama bir okusak göreceğiz ama, okumuyoruz ki.

Ya gazete okumak her gün… Şehrimizden, ülkemizden, dünyamızdan, kâinattan haberdar olsak… Hangi gazeteyi okuduğumuz değil en önemli olan, gazete okuyor olmamız. Kişi başına düşen gazete okunurluk sayısını artırsak önce. Elbette herkes farklı beğenilerde olacak, herkesin sevdiği köşe yazarları, yorumcular farklı olacak, olmalı da. Sadece okumakla kalmasak, altını çizsek… Altını çizdiklerimizi başkalarıyla paylaşsak. Saklasak birtakım yazıları, kendi arşivimizi oluştursak. Paylaşsak diğer insanlarla.. daha iyi olmaz mı?

Arkasına sığındığımız mazeretlerimiz var hepimizin. Ya paramız yoktur, ya zamanımız yoktur, buluruz bir şeyler işte... Ama bize dayatılan ve seyretmek zorunda olmadığımız magazinsel programların müdavimi olmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz işte. İşte böyle yapınca da sığ düşünmekten öteye gidemiyoruz, sığ düşününce de yeni önermelerde bulunamıyoruz. Hem şikâyet ediyoruz hem de şikayet etmemek için başka türlüsünü denemiyoruz. Burada bir yanlışlık var…

Başkasını değiştiremeyeceğimi çoktan öğrendim ben. Değişmesi gereken tek kişi varsa o da benim. Kendimi değiştirmeli, yenilemeli, daha da mutlu olmanın kapılarını aralamalıyım. Başkasına öğüt vermekten vazgeçerek kendime veriyorum bu öğütleri. Başkaları da benim gibi düşünüyorsa ne mutlu bana, onlarla buluşmalıyım. Onlarla kendimizi daha da geliştirmek için, entelektüel birikim açısından zenginleşmenin yollarını bulmalıyım. Daha çok seminer izlemeli, panellere katılmalı, araştırmalar yapmalı, konserlere gitmeli, durmamalıyım.

Çünkü biliyorum ki öğreneceğim ne varsa şimdi öğrenebilirim. Ama bunun için zaman ayırmam gerekirmiş. Elbette ayıracağım. Çocuklarım beni kitap okurken görmezlerse neden kitap okusunlar ki? Onlara olumlu model olmak değil mi benim bir ödevim de? Bilgisayar icat oldu, mertlik bozuldu mu? Bilgisayardan uzak mı kalmalıyım? Hayır, bilgisayar teknolojisinin de nimetlerinden yararlanmalıyım elbette. Bilgisayarı yaşamımı kolaylaştırdığı sürece, bana yeni eğitim olanakları sunduğu sürece sevmeliyim. Bilgisayarı iyice kullanmalı, bilgisayarın beni kullanmasına elimden geldiğince engel olmalıyım. Ama kitabımı da elimden bırakmamalıyım. Diğer insanlarla yüz yüze iletişimde bulunmanın da tadını her daim yaşamalıyım.

Eğer bunları yaparsam, daha çok bilgilenmiş olurum, dilimizi daha iyi kullanabilirim, dahası yabancı dilleri de daha rahat öğrenebilirim. Çünkü kendi dilini iyi bilmeyen başka bir dili nasıl öğrenecek ki? Kelime hazinemi genişletmek, daha çok şiir, fıkra bilmek istiyorum ben. Fark etmek ve fark edilmek istiyorum. Var ile yok arası birisi olamam ben, olmamalıyım. Yanımda bundan sonra mutlaka bir defter taşımalı, notlar almalıyım. Gördüklerimi, fark ettiklerimi, aklıma gelenleri, düşündüklerimi yazmalıyım. Yazmalıyım çünkü hafızama yazdıklarımı unutabiliyorum.

Yazmalıyım, yazıyormuş gibi yapmadan, okumalıyım okuyormuş gibi yapmadan.

‘Daha yapacak çok şey var… Hele öğretmenseniz, eğitimciyseniz. Hele anneyseniz, babaysanız... Yapacak çok şey var insansanız. Üreten, değer katan bir insan olmaya karar vermişseniz... Her zaman, her yerde yapılacak çok şey var. Hele öğrenciyseniz, hele de yaşam boyu öğrenci kalmaya niyetlendiyseniz.’

Okuduklarını ve yazdıklarını paylaşmak isteyenler var mı? Ben buradayım. Siz, evet siz de buradasınız, teşekkür ederim.

Av. Ali ULUSOY
aliulusoy@happykids.com.tr