|
OKUMUYORUZ, OKUYORMUŞ GİBİ
YAPIYORUZ
Hani okuyacaktık, okuyor muyuz, okuyor gibi mi yapıyoruz?
Okumuyoruz, okurmuş gibi yapıyoruz. Okumadığımız için de
bilgi darcığımızı geliştiremiyoruz. Bilgi dağarcığımız
gelişmeyince sınırlı ve hep aynı bilgilerle, sınırlı kelime
sayısıyla olduğumuz yerde kalıyoruz.
Çevreme baktığımda ise gördüğüm herkesin her şeyi bildiğini
düşündüğü şeklinde. Keşke öyle olsa gerçekten. Bir kitapta
okumuştum şimdi kimin dediğini anımsamıyorum, beni çok
etkileyen bir özdeyiş var. Sizlerle paylaşmak itiyorum.
‘‘Bir kitap okuyan kişi, her şeyi biliyorum sanırmış, iki
kitap okuyan kişi ise ‘bilmediğim şeyler de var’ diye
düşünüyormuş, üç kitap okuyan kişi ise ‘hiçbir şey
bilmiyormuşum’ diye düşünürmüş.’’
Okumayan birisinden ise yazmayı beklemesinin safdillik
olduğunu da bilmiyor değilim. Ama okuyan, düşünen ve yazan
bir toplumun üyesi olabilmeyi ne kadar çok istiyorum
aslında.
‘Hiç okumuyoruz’ deyip de haksızlık yapmak da istemem
açıkçası. Hep aynı şeyleri okumak yerine farklı bakış
açılarını da öğrenmek için farklı bir okuma tarzı
geliştiremez miyiz diye soruyorum kendime. Kalıplardan,
önyargılardan arınarak yeni yazarlar, yeni yazılar keşfetmek
bizleri daha da geliştirecek biliyorum.
Bir şiir okumalı her gün. Şiir duyguların damıtılarak özün
kâğıda dökülmesi değil mi bir bakıma. Bizim
söyleyemediklerimizin bizler adına söylendiğini görmek değil
mi? Güzel bir şiiri, güzel okumak hem kendimize hem de
başkalarına verebileceğimiz bir armağan değil mi yoksa?
Yoksa şiir sadece okul sıralarındayken, belirli yaştayken
ilgilenebilecek boş bir uğraş mı? Elbette değil… Şiir
zenginliktir, şiir sevgidir, şiir duyarlılıktır.
Bir öykü okumalı her gün. Herkesin bir öyküsü vardır
mutlaka. Ama iyi kurgulanmış, anlatımın harika olduğu bir
öykü bizi can evimizden vuramaz mı? Okuduğumuz öykülerin
içerisinde kendimizi de bulduğumuz olmuyor mu genellikle?
Türkçemizi güzel kullanan yazarların öyküleriyle kendi
içimize bir yolculuk yapmanın tadını nasıl olur da
kaçırırız? Sıradan güzel insanları bir öyküde
yakaladığımızda ‘Hah işte tam bizim manava benziyor, işte
benim öğretmenime, arkadaşıma, işini iyi yapan tezgâhtar bir
kıza, bizim mahalledeki komşuya vs…’ demiyor muyuz? Bizi
yazsınlar istemez miyiz bir öyküde de, aslında yazmışlardır
belki de, ama bir okusak göreceğiz ama, okumuyoruz ki.
Ya gazete okumak her gün… Şehrimizden, ülkemizden,
dünyamızdan, kâinattan haberdar olsak… Hangi gazeteyi
okuduğumuz değil en önemli olan, gazete okuyor olmamız. Kişi
başına düşen gazete okunurluk sayısını artırsak önce.
Elbette herkes farklı beğenilerde olacak, herkesin sevdiği
köşe yazarları, yorumcular farklı olacak, olmalı da. Sadece
okumakla kalmasak, altını çizsek… Altını çizdiklerimizi
başkalarıyla paylaşsak. Saklasak birtakım yazıları, kendi
arşivimizi oluştursak. Paylaşsak diğer insanlarla.. daha iyi
olmaz mı?
Arkasına sığındığımız mazeretlerimiz var hepimizin. Ya
paramız yoktur, ya zamanımız yoktur, buluruz bir şeyler
işte... Ama bize dayatılan ve seyretmek zorunda olmadığımız
magazinsel programların müdavimi olmaktan kendimizi
alıkoyamıyoruz işte. İşte böyle yapınca da sığ düşünmekten
öteye gidemiyoruz, sığ düşününce de yeni önermelerde
bulunamıyoruz. Hem şikâyet ediyoruz hem de şikayet etmemek
için başka türlüsünü denemiyoruz. Burada bir yanlışlık var…
Başkasını değiştiremeyeceğimi çoktan öğrendim ben. Değişmesi
gereken tek kişi varsa o da benim. Kendimi değiştirmeli,
yenilemeli, daha da mutlu olmanın kapılarını aralamalıyım.
Başkasına öğüt vermekten vazgeçerek kendime veriyorum bu
öğütleri. Başkaları da benim gibi düşünüyorsa ne mutlu bana,
onlarla buluşmalıyım. Onlarla kendimizi daha da geliştirmek
için, entelektüel birikim açısından zenginleşmenin yollarını
bulmalıyım. Daha çok seminer izlemeli, panellere katılmalı,
araştırmalar yapmalı, konserlere gitmeli, durmamalıyım.
Çünkü biliyorum ki öğreneceğim ne varsa şimdi öğrenebilirim.
Ama bunun için zaman ayırmam gerekirmiş. Elbette ayıracağım.
Çocuklarım beni kitap okurken görmezlerse neden kitap
okusunlar ki? Onlara olumlu model olmak değil mi benim bir
ödevim de? Bilgisayar icat oldu, mertlik bozuldu mu?
Bilgisayardan uzak mı kalmalıyım? Hayır, bilgisayar
teknolojisinin de nimetlerinden yararlanmalıyım elbette.
Bilgisayarı yaşamımı kolaylaştırdığı sürece, bana yeni
eğitim olanakları sunduğu sürece sevmeliyim. Bilgisayarı
iyice kullanmalı, bilgisayarın beni kullanmasına elimden
geldiğince engel olmalıyım. Ama kitabımı da elimden
bırakmamalıyım. Diğer insanlarla yüz yüze iletişimde
bulunmanın da tadını her daim yaşamalıyım.
Eğer bunları yaparsam, daha çok bilgilenmiş olurum, dilimizi
daha iyi kullanabilirim, dahası yabancı dilleri de daha
rahat öğrenebilirim. Çünkü kendi dilini iyi bilmeyen başka
bir dili nasıl öğrenecek ki? Kelime hazinemi genişletmek,
daha çok şiir, fıkra bilmek istiyorum ben. Fark etmek ve
fark edilmek istiyorum. Var ile yok arası birisi olamam ben,
olmamalıyım. Yanımda bundan sonra mutlaka bir defter
taşımalı, notlar almalıyım. Gördüklerimi, fark ettiklerimi,
aklıma gelenleri, düşündüklerimi yazmalıyım. Yazmalıyım
çünkü hafızama yazdıklarımı unutabiliyorum.
Yazmalıyım, yazıyormuş gibi yapmadan, okumalıyım okuyormuş
gibi yapmadan.
‘Daha yapacak çok şey var… Hele öğretmenseniz,
eğitimciyseniz. Hele anneyseniz, babaysanız... Yapacak çok
şey var insansanız. Üreten, değer katan bir insan olmaya
karar vermişseniz... Her zaman, her yerde yapılacak çok şey
var. Hele öğrenciyseniz, hele de yaşam boyu öğrenci kalmaya
niyetlendiyseniz.’
Okuduklarını ve yazdıklarını paylaşmak isteyenler var mı?
Ben buradayım. Siz, evet siz de buradasınız, teşekkür
ederim.
Av. Ali ULUSOY
aliulusoy@happykids.com.tr
|