|
Merhaba diyecek biri yok mu?
Bir ortama girdiğimizde oradakilere 'Merhaba!' diyorsunuz ve
bir ses yok, bir tepki yok. Neler hissedersiniz? Üzülürüm
dediğinizi duyar gibiyim. Verdiğimiz selamın anlamı 'Sizi
önemsiyorum.' dur. Sizin selamınızın alınması ise
önemsendiğinizin size hissettirilmesidir. Herkes gibi biz de
önemsendiğimizi her an hissetmek isteriz.
Ya
başkaları bizden neyi bekliyor? Onlar da bizim kendilerini
önemsememizi. Ağzımızdan çıkacak bir kelime bile ne kadar
önemli değil mi? Asansöre biniyoruz ve asansörde diğerlerine
selam vermiyoruz, ya tavana, ya duvara ya da yere bakıyoruz.
Kimse yokmuş gibi davranıyor olmamızın gerisinde acaba ne
yatıyor, kendimize olan güvensizliğimiz mi?
Otobüse biniyoruz, şoföre ve bilet kesen görevliye
'Günaydın' demeyi ihmal ediyoruz. Onların yerinde kendimiz
olduğumuzu bir düşünelim bir an... neler hissederdik acaba?
Onlardan bir günaydını esirgiyerek ne geçiyor elimize? Ya
verdiğimiz zaman neler hissederlerdi acaba?
Alışveriş yaptığımız mağazanın kasiyerine teşekkür
etmiyoruz. Görevi, ünvanı ne olursa olsun işini iyi yapan
herkesin çalışması kutsaldır. Sürekli paralarla, kredi
kartlaruyla uğraşan o genç insanın bizden alacağı en büyük
hediye güleryüz, onaylayan sıcak bir gülümsemedir.
Hergün bize üç öğün yemek hazırlayan, her gün ne pişireceğim
diye ünvanı kara kara düşünen, saatlerce yemek hazırlayan
annemize, eşimize de teşekkür etmeyi ihmal ediyoruz.
Saatlerce süren bir yemeğin hazırlanmasına çoğu zaman
katkımız olmadığı halde, bir çrpıda sofradakileri bitiriyor,
tabaklarımızı masadan kaldırma zahmetinde bile bulunmuyoruz.
Biz sadece tüketmeye mi geldik yoksa?
Birisi ücretini ödeyerek bir gazete almış, biz ondan izin
almadan gazetesini okuyor, bulmacasını çözüyoruz. Evet
okumak iyidir elbette ama ücretini vermiş kişinin kendi
gazetesinin sayfalarını okuması, mürekkebin kokusunu
hissetmesi zevkini ona verelim. Başkasından ödünç aldığımız
kitabı, dergiyi zamanında iade etmiyor ve sanki bizimmiş
gibi üzerine notlar alıyor, altını çiziyoruz.
Başkasının bulunduğu ortamlarda telefonla konuşurken sanki
başkalarının da dinlemesi gerekliymiş gibi sesimizi
ayarlamıyoruz. Zaten gereksiz bir çılgınlığa dönüşmüş olan
üst model cep telefon edinme girişimi ile neyi kanıtlamaya
çalışıyoruz? Telefonumuz arandığında çalacağı melodide de
abartılara kaçıyoruz. Teknoloji ile barışık olmaya olmalıyız
tabi ama kendi, aile, ülke bütçesini de hesaba katmalıyız.
Göz teması elbette önemli ama gözümüzü başkasını rahatsız
edecek ölçüde karşımızdakinin gözlerine saplıyoruz.Yüzümüze
hafif gülümsemeyi yakıştırmak elbette güzel. Jest ve
mimiklerimizi yerinde kullanmalı, duygularımızın dışarıya
doğru yansıtılmasını sağlamalıyız.
Giysimizi içinde bulunacağımız ortamın, görüşeceğimiz
kişilerin durumuna göre ayarlamıyoruz. Resmi kurumlara
giderken giyeceğimiz elbise ile evde giyeceğimiz elbise
elbette farklıdır. Abartılardan kaçınmak, sadeliğin tadına
varmak ve esas göstermemiz gerekenin çalışmalarımızın,
üretkenliğimizin olduğunu düşünmeliyiz.
Ayakkabımızın çamurlu olup olmadığı hiç umurumuzda değil.
Sadece kendimiz için değil başkaları için de giyiniyoruz.
Giysilerimizde, aksesuarlarımızda seçtiğimiz renkler bile
kişiliğimizin göstergesi. Temizlik konusunda hepimiz
saatlerce nutuk atabiliriz ama ayakkabımızda,
tırnaklarımızda, saçlarımızda dışarıya ilettiğimiz gizli
mesajlar var unutmayalım.
İşimize ya da önceden saptanmış toplantıya geç kalmayı
alışkanlık haline getiriyor, geç kaldığımızda da özür
dilemiyoruz. Zamanın en değerli hazine olduğunu,
başkalarının ve kendi zamanımızdan çalmanın bir tür
hırsızlık olduğunu, ve bizim 'Hırsız' olmadığımızı,
olmayacağımızı kabul etmemiz ve bunu diğerlerine
göstermeliyiz
Küçük ayrıntılarla dışarıya ilettiğimiz mesajlarımız olumlu
olsun, güzel olsun. Yaşadığımız toplumda saygı duyulan,
sayılan biri olmanın çabasında olalım her zaman. Elbette biz
de başkalarına saygı duyalım, yoklarmış gibi davranmayalım.
Çünkü varlar, önemliler... 14.02.2006
Av. Ali Ulusoy
aliulusoy@happykids.com.tr
|