ANA SAYFA

Düşünce Atölyesindeki Diğer Yazılar
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
 

YORUM DEFTERİ

YORUMLARINIZI, ÖNERİLERİNİZİ
BEKLİYORUZ..

 

 

 

 

Yerini Bulamamışlar İçin...

 

Sağımız-solumuz, önümüz-arkamız yerini bulamamış insanlarla dolu. Mutluymuş gibi görünen ama tam anlamıyla mutlu olmayan, başarılıymış gibi görünen ancak aslında olması gereken yerde olmayan, olamayan.

Kendi iç sorgulamalarında yerini bulamamış olmanın derin kederini, isyanını yaşarlarken dışarıdan gelen mesajlar ise onların işini daha da karmaşıklaştırmaktadır. Dış sesler ona sürekli olarak sınırlamalar sunmaktadır; sevgi adına, otorite adına, yerleşik kurallar adına. Eşler, nişanlılar, sözlüler, çocuklar, anneler, babalar, teyzeler, halalar, amcalar, dayılar, ablalar, ağabeyler, dedeler, anneanneler, babaanneler.. Dışarıdan verdikleri –çoğunlukla iyi niyetli- mesajlarla kendilerine benzetmek isterler kişiyi. Ya arkadaşlar, patronlar, iş arkadaşları, okul müdürleri, öğretmenler, şefler onlar da sınırların belirlenmesinde hak sahibi olduklarını düşünürler. Komşular durur mu, hayır onlar da yerini alırlar elbette. Bir güzel koro çalışır durur.

Evde, iş yerinde, otobüste, trende, metroda, havaalanında, sokakta, caddede, bulvarda, meydanda, internet te dahil olmak üzere tüm iletişim araçlarında “yalnız adamın” daha da yalnızlaşması için bütün koşullar hazırlanır.

Herkes gibi o da ödüllendirilmek ister. Kimine göre maddi değerler, kimine göre alkış en önde gelirken onun tek istediği onaylanmak değil anlaşılmaktır.

Yeteneklerinin farkında ama tam anlamıyla kullanamıyor ve kendisinin dışındaki çevreye bunları yeterince aktarmıyordur. Yeteneklerini kullanmasına kimi zaman izin de verilmiyor, o da zaman zaman durmak ve geri çekilmek zorunda kalıp, iç acısını derinleştiriyor.

Anlaşılmıyor; çünkü bu çaba ister. Anlaşılmak kişinin kendisinden değil dışarıdan gelecek olan bir değerlendirmedir.

Anlaşılmıyor; çünkü çevresel koşulları buna uygun olmayabiliyor. Yaşadığı ev, mahalle, ilçe, il, ülke yani tüm mekan bu isteğine uygun değil.

Anlaşılmıyor; çünkü anlayacak kişinin de en az anlaşılmak isteyen kişi kadar birikimli olması gerekir ki anlasın.

Anlaşılmıyor; çünkü toplumda paranın belirleyici en temel unsur olduğunu kabul görüyor. Maddi yetersizlik kişinin hareket yeteneğini sınırlıyor. Ekonomik özgürlüğün olmayışı bağımlılık ilişkisini de beraberinde getiriyor.

Anlaşılmıyor; çünkü sınırlanmaktan hoşlanmıyor. Özgürlük alanını sürekli geliştirmek ve başkalarının çizdiği sınırlarda oynamak heyecan vermiyor.

Anlaşılmıyor; çünkü ya gerçekten anlamıyorlar, ya da anlamış gibi yapıyorlar. Elinden tutanı az, eteğinden çekeni çok oldukça nasıl istediği yerde olabilsin ki!

Eğer hak ettiği yerini bulsaydı yaşama daha fazla anlam katmaz mı, daha mutlu olup mutluluk yaymaz mı? Başarı kavramının algılanmasında tek boyutluluk yerine çok boyutluluğu getirmek mümkün olamaz mı? Tek boyutun salt maddi değerler olduğunu açıklamaya gerek yok herhalde.

Ne yapmalı acaba?

“Yerini Bulmamış İnsanlar Derneği” mi kurmalı, ya da varsa, gidip üye mi olmalı? Diğer yalnızlara ulaşmak akıllıca bir çözüm olabilir mi, denemeye değer galiba.

Felaket tellallarına kulakları tıkamayı öğrenmeli, bunun için açılan kurslar varsa onlara katılmalı, yoksa açılması için önayak olmalı.

İçe çekilmek gerektiği kısa süreli de olsa düşünülürse anlamak, değerlendirmek, güç kazanmak için durup daha sonraki hamleler için hazırlık yapabilir.

Anlaşılmaya çalışılmalı ama onu anlamayacaklarını, anlayamayacaklarını yahut ta yanlış anlayacaklarını unutmadan kendi içinden kendini alkışlamalı.

En azından bir kişi olmalı. Birin az bir şey olmadığı, birin sıfırdan büyük olduğu, eksilerden ise çok daha büyük olduğunu unutulmamalı.

Av. Ali Ulusoy

aliulusoy@happykids.com.tr
www.happykids.com.tr