|
18.11.202 Ozan’ın
ilkokul öğretmeni Sevil Gönenç ile yapılan söyleşi
(A.U.) -Öğretmenim
günaydın.
(A.U.)
– Günaydın.
(A.U.) - Ozanın dört
yıl öğretmenliğini yaptınız. Şimdi sekizinci sınıfta. Onda çok emeğiniz
var. Ozan’ın 2. sınıftan başlayarak anımsayabildiğiniz şeyleri anlatır
mısınız?
(S.G.)
- Önce
ben kendi kaygılarımı anlatayım, önce.. Ozanla tanıştıktan sonra, ilk
kez down sendromlu bir çocukla rastlaştım meslek hayatımda. İşin kötüsü
de bu konuda hiçbir tecrübem yoktu. Bocaladım bir süre için , nasıl yaklaşabilirim
ya da yaklaşırken doğru mı yaklaşırım, ya da zarar mı veririm diye çok
düşündüm. Sonra annesi ile görüştüm. O bana bir kitap verdi. (Ben Mutlu
bir Down Annesiyim – Elçin Tapan, A.U. notu)
gerçekten çok yararlı oldu.
Siz
ilk başta doğal olarak tedirgin oldunuz. Peki çocukların tavırları nasıl
oldu?
Aslında
şöyle, çok zorluk yaşadım hem çocuklar açısından hem de veliler açısından...
İlki veli toplantısında velilerin tepkisi çok farklıydı. Böyle bir çocukla
çocuklarımızın bir arada olmasını istemiyoruz açıkçası. Daha sonra ben
Ozan la iletişim de kurmaya çalıştım. Ama konuşma güçlüğü de çektiğim
için fazla bir iletişim de kuramıyordum. Son derece ılımlı yaklaşmaya çalıştım
ama daha sonra Ozan’ın bunu kullandığını farkettim. Deneme yanılma
yoluyla. İyi niyetimden yararlanıyordu.
(A.U.)
-Nasıl?
(S.G.)
- Mesela dersteyken dışarı çıkmak
istiyordu, ben de izin veriyordum. Gidiyordu, bazen ben sınıfta olmadığını
farkediyordum. Bazen derse girmiyordu, ben toleranslı davranıyordum. Bunu bir
şekilde yendim. Tek başıma bir şey yapamazdım bu bir. Aile son derece
ilgiliydi bu bana çok yardımcı oldu. Artı öğrencilerle de bir şey
yapabileceğimizi düşünerek öğrencileri örgütlemeye çalıştım.
(A.U.)
-Neler yaptınız?
(S.G.)
- Çok ilginç bir şey oldu. Ben bunu
farkında olmadan yaptım. Ozan sürekli dışarı çıkıyordu, çantasını alıyordu,
almıyordu, gelmiyordu. Büşra diye bir öğrencimiz vardı, Ozan dersin tam
ortasında çantasını aldı, dışarı çıkmak istedi. Büşra kalktı ve
dedi ki Eğer ozan bir daha çıkarsan bu sınıfa bir daha giremezsin” dedi.
“Biz seni sınıfta görmek istiyoruz. Artı seni çok seviyoruz. Yaptıklarına
artık tahammül edemiyoruz, çünkü dersi bölüyorsun, bizi rahatsız
ediyorsun” dedi. Ozan sırtındaki çantayı büyük bir hışımla yere attı.
Bir süre gitti kapının önünde durdu, ve tekrar çantasını alıp oturdu. O
günden sonra Ozan asla sınıftan dışarı çıkmadı.
(A.U.)
-Yani Büşra’nın “seni seviyoruz” demesi ona kabul gördüğünü mü
hissettirdi.
(S.G.)
- Sınıf onu gerçekten çok seviyordu. Çok da kabullenmişlerdi. Hala da
seviyorlar, okulda öğretmenler de. Ben de çok sevmiştim açıkçası... çok
sevdiğim bir öğrenciydi.
(A.U.) - Peki Ozan
sizce eksikliklerinin ya da yetersizliklerinin farkında mıydı?
(S.G.)
- Şöyle bir olay oldu, çok ilginç.
Sanırım beşinci sınıftaydık. Askerlikle ilgili bir ünite vardı. Asker yaşını,
askere gitme nedenlerini, gerekliliklerini
açıklıyorduk sınıfta. Ben Ozan’ın sınıfta ağladığını
farkettim. Sonra nedenini de söyledi. “Ben”, dedi “bu vasıfların hiç
birini taşımıyorum , sanırım beni askere almayacaklar, sanırım beni
askere almayacaklar dedi. Bu beni çok etkilemişti. Bunları sizinle konuşmamıştık
sanırım.
(A.U.)
-Evet konuşmamıştık.
(S.G.)
- Dikkat çekmek istiyordu. Benim
ilgimi kullanmaya çalıştı, örneğin yine böyle bir şey daha yaşadım
ben. Siz pencere olayını biliyor musunuz?
(A.U.)
- Yok, bilmiyorum.
(S.G.)
- Pencereden atma olayı.
Çocuklar koşarak geldi. Dediler ki, Ozan pencereden atlayacakmış öğretmenim”
dediler. Gittim sınıfa... Çocukların hepsi Ozan’a yalvarmışlar. Ozan
inmemiş pencereden. Uzunca süre konuştum. Çocukları dışarı çıkardım.
Dördüncü sınıftaydık sanırım... “Ben kendimi buradan atacağım”
dedi. Çok inatçı.. o anki durumu düşünebiliyor musunuz? Ne bir adım ileri
gidebiliyorum... ne geri gidebiliyorum. tuhaf gelecek bir şey yaptım. “Peki
Ozan” dedim “seniz çok seviyorum ama madem böyle bir şeyi tercih ettin
“Ozan dedim madem beni dinlemiyorsun, peki sen bilirsin dedim, ben dışarı
çıkıyorum” dedim. Kapıyı da araladım tabi. Ozan bir süre öyle durdu...
sonra oturdu pencereye..” O an geçen dakikaları siz düşünün. Sonra ben
diğer çocuklara haber verdim. Sınıfa alkışlayarak
girdiler.
(A.U.) -Kavga eder
miydi?
(S.G.)
- Yok yok . adına uygun bir çocuktu.
Sık şiirler yazardı, aşık olurdu. Çok sık aşık olurdu. Kız arkadaşlarından
gelen olumsuz bir şeyde çok etkilenirdi. Şu anda Demet Hocanıma aşık. Ona
şiirler yazıyor.
(A.U.)
-Velilerden daha sonra...
(S.G.)
-Haa evet, ilk toplantıda fazla bir şey
söylemedim açıkçası. Ama bunu çözmek zorundayım diye düşündüm. İkinci
toplantıda velilere dedim ki
“Ozan burada okuyacak, eğer memnun olmayanlar varsa çocuklarını alıp
gidebilirler” dedim ve daha sonra bir yıla yakın mücadelem oldu Ozan la.
Daha sonra velilerim de beni desteklediler. Onlar da Ozan gibi bir çocuğun
kendi çocuklarının yararına inandılar.
(A.U.)
-Sizce ne gibi bir yarar vardı?
(S.G.)
- Bütün öğrenciler birbirlerinden
farklılar. Ozan’da farklı bir çocuktu, olumsuzlukları vardı belkide ama
bunun yanında artıları çok daha fazlaydı. Ozan diğer çocuklar güven aşıladı.
Ben Ozan’ın güvenine her zaman hayranım. Onu kabullendiler, onu sevmeyi öğrendiler.
Onunla birçok şeyi paylaşmayı öğrendiler. Ozan da bu arada çok şey öğrendi,
geliştiğine de inanıyorum ben.
Şu
anda problemli bir öğrencim daha var. Down sendromlu değil ama, ona da farklı
açıdan yaklaşıyorum ama, şansım var. O çocuğumuzun doktoruyla görüşüyorum.
Ben sizinle de görüşmüştüm. Sizin gibi ilgili ailesi olduğunu biliyorum.
Sadece sevgi... sevgi olduktan sonra yapılamayacak hiçbir şey yok.
(A.U.)
-Ozanın öğretmeni olarak, ozan büyük ölçüde kabullenmeniz ile sizin
eseriniz oldu. Neler hissediyorsunuz bir öğretmeni olarak.
(S.G.)
- Ben hala hissediyorum. Burada olduğum
sürece arkadaşlarım bana Ozan da hep olumlu şeyler getiriyorlar. Ve
getirirken de sizin öğrenciniz diyorlar. Artık benden çıktı ama, bu benim
çok hoşuma gidiyor. “Sizin öğrenciniz diyerek geliyorlar.
(A.U.)
- Ben de ozanın ailesi olarak ve diğer
Down sendromlu aileler adına size çok teşekkür ediyorum.
|